<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Etilife</title>
	<atom:link href="http://www.etilife.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.etilife.com</link>
	<description>Etiler'in yerel medyası!</description>
	<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:57:45 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Asena: ‘Dansöz, neden ürün reklamlarında kullanmıyor’</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/asena-%e2%80%98dansoz-neden-urun-reklamlarinda-kullanmiyor%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/asena-%e2%80%98dansoz-neden-urun-reklamlarinda-kullanmiyor%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:57:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2397</guid>
		<description><![CDATA[
Müzik hayatından dansçılığa geri dönüş yapan ve farklı dans figürleriyle kitleleri kendine hayran bırakan Asena ‘Survivor’dan sonra dansçı Asena’nın daha çok sevildiğini söyledi.  ‘Ben dansçı değil, dansözüm’ sözüyle yıllardır kendinden söz ettiren Asena ‘orkid  ya da deodorant reklamlarında neden dansözler tercih edilmiyor’ dedi.
Dans çalışmalarından albüm sürecine geçiş ve dansa geri dönme süreciniz nasıl oldu? 
Danstan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/asena08.jpg" alt="" width="200" height="158" /></p>
<p><strong>Müzik hayatından dansçılığa geri dönüş yapan ve farklı dans figürleriyle kitleleri kendine hayran bırakan Asena ‘Survivor’dan sonra dansçı Asena’nın daha çok sevildiğini söyledi.  ‘Ben dansçı değil, dansözüm’ sözüyle yıllardır kendinden söz ettiren Asena ‘orkid  ya da deodorant reklamlarında neden dansözler tercih edilmiyor’ dedi.</strong></p>
<p><strong>Dans çalışmalarından albüm sürecine geçiş ve dansa geri dönme süreciniz nasıl oldu? </strong><br />
Danstan müziğe geçiş müzikten dansa geri dönüş diyebiliriz. Dans farklı bir şey benim hayatımda. 40 dk. sahnede kalıyorum.   Aslında bir Show girl gibi davranıyorum. Müzikle iç içe olunabilir diye düşündüm . İsmi cismi olmayan şarkıcı olan kişiler var. Benim neyim eksik dedim. Albümü çıkardım hatta şarkılarımı kendim yazdım. Sonra Sörvayvır’a  gittim. Orada yaşadıklarım beni etkilemiş olmalı ki döndüğümde dansçı Asena’nın daha çok sevildiğini gördüm. Yani insanlarda böyle bir özlem, buruk bir bakış vardı dansı bıraktığım için.  Dans çalışmalarına baktım her şey durmuştu.  Dans adına bir ilerleme yoktu. Ben Tanyeli’ den sonraki bir dönemim. Tanyeli’nin Hint danslarındaki figürlerini herkes kullandı, benim kendi yarattığı stilimi kendileri yapmışlar gibi sundular. Biz üretmediğimiz için yeni figürler yok. Benim dansımda hala Asena’nın figürleri dikkat çekiyor.  İnsanlar ‘dön artık bırak şarkıyı, ilerde yaparsın fiziğin yerinde’ dedi. Ben niye böyle bir şey yaptım diye düşündüm ve döndüm. Ve dönüşümle birlikte piyasa hareketlenmeye başladı.</p>
<p><strong>Asena Dans Okulu’nda neler var? Hangi yaş grubuna yönelik çalışmalarınız var?</strong><br />
Dans okulunda yetişkinlere yönelik çalışıyoruz. Genelde 40 yaş üstü tercih edildi. Esas sebep kilo vermek… Küçük yaşta oryantale karşıyım o yüzden 18 yaş üstünü tercih ediyorum.  Oryantal ruhla yapılan bir danstır. Çocuklara bu konuda bale ve spor öneriyorum.  Benim çocuğum olsa ben  de bunu yapmam büyüyünce seçim yapmasını isterim.</p>
<p><strong>Dansı nasıl tanımlarsınız? </strong><br />
Dans benim için nefes almak… Kocam, çocuğum, kanım, beynim…Her şeyim.</p>
<p><strong>Dans etmek spor gibi görülüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</strong><br />
Ben özellikle dans stilimi belirlerken sporcuların fiziksel hareketlerini örnek alıyorum. Dans figürüme karıştırıyorum.  Oryantal yaparak zayıflamayacak bir insan ben tanımıyorum. 3 hafta aynı şeyi yaparsanız vücut durur. Sürekli aynı şeyi yapmanız doğru değildir. Farklı teknikler oluşturulmalı.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.etilife.com/wp-content/asena03.jpg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p><strong>Son zamanlarda oldukça dikkat çeken Buzda Dans gibi dans yarışmaları hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong><br />
‘Buzda dans’ güzel bir yarışma ama keşke dans eleştirmenlerini daha doğru seçseler. Bir Azra, bir Acun dansçı olamaz. Ben bu tür şeylere karşıyım. Dans eleştirmeni dansçı olmalı. Ben bir yarışma yapsam bu işte uzamlaşmış kişileri seçerim.  Ben halka dansı anlatmak istiyorsam oraya iddalı jüriler koyardım. Ben bile orda sunucu olmak isterdim. Bu işe 50 sene yer vermiş kişileri tercih etmeliler.</p>
<p><strong>İnsanları en çok ekranlara kitleyen  dizilerin çoğu dram içeriyor. Eğlence programları az. Dizilere adapte olup bazı şeyleri ihmal ediyoruz. Bu konu hakkında ne düşünürsünüz?</strong><br />
Tüm yurtdışı kanallarını seyrediyorum.  Her kanalda eğlence var. Biz de daha çok bir dizi tuttuysa her kanal aynı şeyi yapıyor. Bence A kanalının yaptığını B kanalı yapmamalı. Ve insanlarla iletişim bitti diye düşünüyorum. Arıyorum herkes  ‘şimdi dizi var sonra konuşalım’ diyor.</p>
<p><strong>Dans okulunda kendi tasarladığınız kostümlerinizin satışları olduğunu duyduk. Nasıl tasarlanıyor?</strong><br />
Öncelikle hayal kuruyorum, kostümü çizdiriyorum. Mesela  ilk defa bu sene pembe kullandım. Her zaman koyu renkli kostümleri tercih ediyorum. Parlament  mavisi, beyaz, altın rengini severim.  Asil gelen renkleri seviyorum. Asla sarı ve kavuniçi kullanmam. Kahverengi kostümleri ise sahne kaldırmaz.</p>
<p><strong>Dans hayatınızda sizi en çok etkileyen bir olay var mı? Dansçı olmanızı istemeyen biri var mıydı?</strong><br />
Çok küçük yaşlarda ben aynanın karşısında çok fazla durur ve süslenirdim. Babannem, babama ‘bu kızın kulaklarını çek bunun niyeti kötü’ demişti. Babam da karıncayı bile inciltmez. Bana ‘kızım azcık derslerine bak’ dedi.  Ama tabi ki ben yine aynı şekilde devam ettim. Ben doğduğumdan beri hep ünlüymüşüm gibi yaşadım aslında bunu fark ettim ve ünlü oldum sonunda. O enerji, o ışık doğuştan geliyor diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Geleceğe yönelik projeleriniz nelerdir?</strong><br />
Dansta çok güzel yükselmeler olacak. Çalışmalar içerisindeyiz. Otellerde özel şirketlere 1 haftalık hediye program uygulanıyor.  Şirketlerin hazırladığı o paketlerin içinde çalışan bayanlara dans dersi, erkeklere spor derslerimiz var. Gecenin sonunda da bir show armağan ediyoruz.  Belki ömrü boyunca dans dersi almayacak kişiler, farklı bir heyecan yaşıyorlar. Bu çalışma beni de heyecanlandırıyor.  Müzik için ilerleyen zamanlarda farklı çalışmalar olabilir.</p>
<p><strong>Ben dansçı değilim dansözüm sözünüzü hatırlıyorum. Yer almak istediğiniz çalışmalar var mı?</strong><br />
Çok garip gelecek size ama ben yıllarca Orkid reklamına çıkmak istedim.  Dansözü neden reklamlarında kullanmıyor hep merak etmişimdir. Müzik sektöründen, dizilerden kişiler kullanılıyor. Şuradan 10 kişiden 9’u Asena’yı çok sever  ama reklam firma yetkilileri bizi tercih etmiyor. Ben dansçıyım o ürünü en iyi ben tanıtırım. Ayrıca deodorant reklamı da bana uygun.  Dansözüm diye mi tercih edilmiyor bundan rahatsız oluyorum.</p>
<p><strong>Hep merak ettiğimiz bir ünlünün nasıl yaşadığıdır. Peki Asena’nın bir günü nasıl geçiyor? Olmazsa olmazlarınız nelerdir?</strong><br />
Herkese günaydın demediğim gün yoktur. Burada Nişantaşı’nda her köşe de bir tanıdık esnaf vardır. İnsanlarla iletişime önem veririm. Almanya’da babannem ben en güzel şekilde büyüttü. Benim 5 tane bisikletim vardı. Bizim eve plastik olan hiçbir şey girmedi.  Porselen tabaklarda yenirdi yemekler, Herkesin terliği, havlusu ayrıydı.  Misafir bizim için çok önemlidir. Şimdiki insanlar çok farklı davranıyor.  Ben eski gelenekleri önemserim. Ayrıca Dans ve sporsuz bir yaşam düşünemiyorum.</p>
<p><strong>En sevdiğiniz yer?</strong><br />
Ben doğayı çok seviyorum. Alplerde yaşadım Heidi gibi…  İnek sağayım, kuzularla ilgileneyim. Bu tür doğal şeyleri seviyorum. Alpler derim.</p>
<p><strong>En sevdiğiniz dansçılar?</strong><br />
Madonna,  Michael Jacson, son yıllarda ise Beyonce’nin bir klibini seyrettim ve ödül töreninde bir showunu hayran kaldım. ‘Allahım bu kadın gerçek mi’ dedim.  Ben onun özel showlarını takip ediyorum.</p>
<p><strong>Etilerde nereleri tercih edersiniz?</strong><br />
Aqua Power, Pelit Pastanesi, Tırnak Center, Sunset, Akmerkez’in yer başkadır.</p>
<p><strong>Röportaj: Güldeniz Fırat</strong></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/asena07.jpg" alt="" width="212" height="330" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/asena-%e2%80%98dansoz-neden-urun-reklamlarinda-kullanmiyor%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Doç. Dr. Ali Akben; ‘Beyin felcinin  tetikleyicisi, stres&#8230;’</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/doc-dr-ali-akben-%e2%80%98beyin-felcinin-tetikleyicisi-stres%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/doc-dr-ali-akben-%e2%80%98beyin-felcinin-tetikleyicisi-stres%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:50:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2392</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Ali Akben ‘Depresyon sıkıntı huzursuzluk gibi çeşitli sinir hastalıklarına yakalanmak istemeyen insanlar, bol hareket etmeli, gezmeli, aşırı ihtiraslardan uzak ve hayata olumlu bir şekilde yaklaşmalıdır’

Beyin felci nedir? 
Beyin felci, beyin damarlarının daralma, tıkanma veya kanaması sonucu beyin hücrelerinin oksijensiz kalması ve ölmesi ile sonuçlanan nörolojik bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün ölüm sıralamasında kalp krizi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dr. Ali Akben ‘Depresyon sıkıntı huzursuzluk gibi çeşitli sinir hastalıklarına yakalanmak istemeyen insanlar, bol hareket etmeli, gezmeli, aşırı ihtiraslardan uzak ve hayata olumlu bir şekilde yaklaşmalıdır’</strong></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/aliakben01.jpg" alt="" width="230" height="192" /></p>
<p><strong>Beyin felci nedir? </strong><br />
Beyin felci, beyin damarlarının daralma, tıkanma veya kanaması sonucu beyin hücrelerinin oksijensiz kalması ve ölmesi ile sonuçlanan nörolojik bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün ölüm sıralamasında kalp krizi ve kanser hastalığından sonra 3. ölüm sebebi olarak kabul edilen beyin felci, daha çok erkeklerde görülmektedir.</p>
<p><strong>Beyin felci ile ilgili hangi şikayetlerle karşılaşılır?</strong><br />
Basit bir baş dönmesinden komaya kadar, baş ağrısı, vücudun bir tarafında güçsüzlük, uyuşma, hissizlik, konuşma ve anlama bozukluğu, görme kaybı ve çift görme, ses kısıklığı, yutma bozukluğu, bulantı kusma vs. gibi çok sayıda bulgu ile karşılaşmak mümkündür. Hastalığın başlangıç bulgusunda belirtiler; saatler içerisinde gelip geçebildiği gibi, günler içerisinde ilerleyerek hastayı yatalak hale getirebilmektedir. Beyin felcinde sebep büyük oranda beyin damar tıkanmasının sonucu olarak görülürken yüzde on gibi bir oranda da beyin kanaması söz konusudur. Yüksek tansiyon ve damar kireçlenmesi vakalarında ani gelişen şiddetli baş ağrısı ile başlayan koma tablolarında ilk akla gelmesi gereken beyin kanaması olmalıdır. Bir gözdeki ani geçici görme kaybında ilk akla gelecek hastalık ise şah damarındaki tıkanma veya darlık olmalıdır.</p>
<p><strong>Beyin felci hastalığına nasıl müdahale etmelidir?</strong><br />
Hastalar en kısa sürede derhal tam teşekküllü bir hastaneye götürülmelidir.<br />
<strong>Stres beyin felci riskini tetikler mi?</strong><br />
Stresin yakınmaları artırmadığı bir hastalık tanımıyorum hemen her türlü hastalıkta stres şikayetleri daha şiddetli hissetmemize sebep<br />
olabilir. Bağışıklık sistemimizi olumsuz  etkilemesi  nedeni ile hastalıklara karşı direnme gücümüzü zayıflatır.</p>
<p><strong>Beyin felcinin bir umut kapısı bir süresi var mıdır? Mesela 9 yıl sonra uyandı gibi bunlar ne derece mümkün?</strong><br />
Bu tür spekülasyonları sıklıkla duymamız mümkün ancak beyin felci ve felç birlikte tahrip olan beyin dokusu ve tabi hayati organların etkilenme durumuna göre bu tur olağan dışı<br />
durumlarla karşılaşabiliriz.</p>
<p><strong>Bilinç kaybı, beyin kanaması gibi hastalıklara engel olma adına neler yapılabilir?</strong><br />
Bu durumdaki hastalar hastanelerimizin yoğun bakım ünitelerinde özel şartlar altında tedavileri yapılmakta. Tabi kanamaya ya da damar tıkanmasına sebep olabilecek çok sayıda faktör mevcut. Bunlara karşı korunmak ve bilinçlenmek mümkündür.</p>
<p><strong>Beyin felci geçirme riski azaltılabilir mi? </strong><br />
Sessiz katil olarak bilinen tansiyon hastalığı önemli bir risk olup, kontrol altına alınabilir. Tuzdan fakir diyet, kilo kontrolü, ölçülü ve dengeli beslenme ve düzenli ilaç tedavisi ile bu riski azaltmalıyız. Kolesterol yüksekliği son yıllarda tansiyon kadar önemsenen bir risk olup, damarlarımızın içindeki akışkanlığı bozmaktadır. Yağlı, kızartmalı, şekerli ve hamurlu gıdalardan, kırmızı etten sakınmalıyız. Şeker hastalığı birkaç yönden beyin felcine davetiye çıkarttığı için şeker hastaları kan şekeri dengesine azami dikkat etmeli. Hastalığa yatkınlığı olan kişiler ise kilo kontrolü ve glisemik endeksi yüksek besinlerden uzak yaşayarak, riskten uzak durmalılar.</p>
<p><strong>İçimizdeki eczane konusunda yazdıklarınız çok güzel. Herkes kendinin doktoru olabilir mi?</strong><br />
Elbette olabilir. Beyin felcinden yola çıkarsak, korunma yollarını öne çıkarmak ve tavsiyelere uymak daha akılcıdır. Hastalığa karşı koruyucu ilaçlar yanında; aktif yaşamda stresten uzak kalmak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, periyodik kontrollerle tansiyon, şeker, kolesterol gibi değerlere dikkat edilmesi önerilir.</p>
<p><strong> Aktif ve hareketli bir hayat beyin felcini önler mi?</strong></p>
<p>Aktif ve hareketli bir hayat beyin fonksiyonlarımızı da olumlu etkiliyor. Unutkanlığı, uyuşukluğu,halsizlik ve bitkinliği yok etmek istiyorsak, çeşitli ilaç ve takviyelerden önce düzenli ve dengeli egzersiz yapılması umulmadık başarılar elde etmemizi sağlıyor. Depresyon sıkıntı huzursuzluk gibi çeşitli sinir hastalıklarına yakalanmak istemeyen insanlarında bol hareket etmesini, gezmesini, aşırı ihtiraslardan uzak ve hayata olumluluklar katarak yaşamasını öneriyorum. Beynimizin ve bedenimizin dinlendirilmesinde kaliteli uyku kadar önemli bir ihtiyaç olmadığıkanaatindeyim. Kahve, çay, sığara, alkol, çikolata, gürültü, geç saatte yenen yemek gibi çeşitli uyku düşmanlarından uzak durarak alacağımız uyku gıdası bazen ilaç gibi geldi denecek kadar insanı dinçleştirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/doc-dr-ali-akben-%e2%80%98beyin-felcinin-tetikleyicisi-stres%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kafanıza Takmayın</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/drsabri-yurdakul/kafaniza-takmayin/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/drsabri-yurdakul/kafaniza-takmayin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:46:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dr.Sabri Yurdakul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2389</guid>
		<description><![CDATA[
20 yıllık psikiyatri hayatımda bu sözü kimseye söylemedim. Çünkü takıntının özelliği kişi ne kadar gayret gösterirse göstersin kafasına daha çok takılması ve onun aklından gitmemesidir. Bu nedenle takıntıyı önlemenin temel yolu aklımızı başka konularla meşgul etmektir.
Takıntılar çok çeşitli şekillerde olabildiği gibi, şiddeti de hafiften çoğa doğru değişmektedir. Nazar değmesin diye duvara vurmaktan, çizgilere  basmamaya gayret [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/2406201108.jpg" alt="" width="172" height="116" /></p>
<p>20 yıllık psikiyatri hayatımda bu sözü kimseye söylemedim. Çünkü takıntının özelliği kişi ne kadar gayret gösterirse göstersin kafasına daha çok takılması ve onun aklından gitmemesidir. Bu nedenle takıntıyı önlemenin temel yolu aklımızı başka konularla meşgul etmektir.</p>
<p>Takıntılar çok çeşitli şekillerde olabildiği gibi, şiddeti de hafiften çoğa doğru değişmektedir. Nazar değmesin diye duvara vurmaktan, çizgilere  basmamaya gayret etmeye kadar hafif hafif hayatımızı yokladığı gibi elimde olmadan kendimi atarmıyım diye balkona ç ıkmamaya, istemeden çocuğuma zarar verirmiyim diye evde ki bıçakları saklamaya kadar varabilmektedir. Ülkemizde gördüğümüz en yaygın şekli ise kirlenme takıntıları nedeniyle el yıkamadır. Elleri parçalanana kadar ellerini yıkamakta, yara olmasın diye sürdüğü kremlerden elleri hayalet gibi bembeyaz gezmektedir. Hastalık takıntıları nedeniyle  doktor doktor gezmeye, başkalarına konan hastalık tanılarını kendinde aramaya başlamaktadır.</p>
<p>Takıntılar küçük yaştan itibaren hafif düzeyde kişiyi  yoklamakta ama kimi zaman birdenbire alevlenerek tüm yaşamını alt üst edebilmektedir. Çocuğunu merak ettiği için günde on kez aramakta, kıskançlık takıntıları nedeniyle eşine hayatı zindan edebilmekte bu arada da kendi yaşamı da tüm bunlar nedeniyle kabusa dönebilmektedir. Gece gündüz bu takıntılarla uğraşmakta, iş yapamamakta, herhangi bir konuya odaklanamamakta, televizyon seyrederken, gazete okurken kendini bu konuyu düşünürken bulabilmektedir.<br />
Küçükken babam erk ek arkadaşımı öğrendi ve bana kızdı ben bunu babama nasıl yaparım diye düşünen 40lı yaşlarda ki bir bayan hastam gece gündüz bu takıntısı<br />
nedeniyle babasını günde 20 kere arayıp ona üzüldüğünü söyleyip telefonu kapamakta, babası aradan seneler geçtiğini çoktan unuttuğunu söylese de içi ikna olmayıp sürekli aramaya<br />
devam etmektedir. Bu şekilde teyid ettirme isteği tüm takıntılarda az yada çok yer almakta aynı soruyu defalarca sorup karşısında ki kişileri bunaltabilmekte, söylenenlerden ikna olmamaktadır. Bu durum dinsel takıntılarda çok daha fazla olmakta, kişi yaptığı davranışlarla günaha girmekten korktuğu için ya ibadet sayısını çok arttırmakta yada sürekli olarak çevresinde kilere böyle yaptım günah olur mu, şunu söylesem günah mıdır şeklinde danışabilmektedir.</p>
<p>Sonuçta takıntılar tedavi edilmediğinde kişinin hayatını zorla ştıran hastalıkların başında gelmektedir. Hatta hatta ruh kanseri olarak nitelendirenler olduğu gibi bu hastalık başıma gelmeseydi de ne hastalık olsa razıydım diye düşünen hastalar çıkabilmektedir. Bu nedenle tedavide sadece ilaç kullanmak yeterli olmamakta, terapi ile kişinin başa çıkabilme becerilerini sağlamasına yardımcı olunduğu gibi, hastalığın düzeldikten sonra da tekrarlamasının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Takıntıların çocukluk yaşlarında da olan tiplerinde çocuktur geçer  düşüncesi kimi zaman doğru olabildiği gibi kimi zamanda aşırı miktarda artıp okul başarısını düşürebilmektedir.</p>
<p>Ailelerin bu durumda çocukları ile ilgili yardım alması da sonra ki senelerde takıntıların artıp yaşamını zorlaştırmasını engelleyecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/drsabri-yurdakul/kafaniza-takmayin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Makaron</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/seda-asil/makaron/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/seda-asil/makaron/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:44:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Seda Asil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2384</guid>
		<description><![CDATA[Herkese merhaba!
2012’nin ilk ayında sizlerle birlikte olmak, değişik pasta ve cookie tariflerini sizlerle paylaşmak çok mutlu edici. Bu ay sizlere makaron tarifi vermek istiyorum.  “Makaron nedir?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Dışı çıtır badem ezmesinden oluşan, içi ise yumuşacık kıvamlı çikolata kreması veya bin bir çeşit aroma ile hazırlanan ganaşla doldurulan rengarenk Fransız kurabiyesidir. Unutmamak gerekir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkese merhaba!</p>
<p>2012’nin ilk ayında sizlerle birlikte olmak, değişik pasta ve cookie tariflerini sizlerle paylaşmak çok mutlu edici. Bu ay sizlere makaron tarifi vermek istiyorum.  “Makaron nedir?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Dışı çıtır badem ezmesinden oluşan, içi ise yumuşacık kıvamlı çikolata kreması veya bin bir çeşit aroma ile hazırlanan ganaşla doldurulan rengarenk Fransız kurabiyesidir. Unutmamak gerekir ki, makaron yapmak seri olmayı ve hatasız olmayı gerektirmektedir. Kıvamını tutturmak zor olduğundan, atlanılan herhangi bir nokta makaronun sönmesine veya çatlamasına ya da yayılmasına sebep olabilir. Profesyonel  mikseriniz varsa işiniz biraz daha kolay olacaktır.</p>
<p>20-25 adet için;<br />
Pişirme süresi: 25 dk</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/sedakose02.jpg" alt="" width="234" height="156" /></p>
<p>Hazırlama Süresi: 30 dk<br />
Turbo fırın: 120 derece</p>
<p>Malzemeler<br />
125 gr toz badem<br />
125 gr pudra şekeri<br />
120 gr toz şeker<br />
50 gr su<br />
80 gr yumurta beyazı<br />
Renkli gıda boyası<br />
100 gr çiğ krema<br />
200 gr beyaz kuvertür çikolata<br />
Termometre<br />
Aroma/esans<br />
Yapılışı:</p>
<p>Toz badem ve pudra şekeri birlikte elenir, yumurta akı kar beyazı oluncaya kadar çırpılır, aynı sırada toz şeker ve su  118 dereceye gelinceye kadar kaynatılır, kar beyazı olmuş yumurta akına ip inceliğinde yedirilir. Karışımın yarısı toz bademli karışıma eklenip gelişi güzel karıştırılır. Kalan yarısı ise bir spatula veya tahta kaşık yardımı ile yumurtanın havası söndürülmeden karıştırılır, bu esnada dilediğiniz renkte sıvı gıda boyası ekleyebilirsiniz.</p>
<p>Sıkma poşetinin ucuna yuvarlak duy ucu<br />
takarak, yağlı fırın serilmiş tepsiye 2-3 cm ebadında aralıklı olarak sıkılır. Hava kabarcığını önlemek için tepsi birkaç kez masaya vurulur, 25 dk süreyle 120 derecede ısıtılmış fırında pişirilir, o esnada krema kaynatılır, altı kapatılıp çikolata eklenir ve 1 çay kaşığı dilenilen aroma eklenir (gül, nane, çilek, vanilya…).</p>
<p>Ganaş soğuduğunda sıkma poşeti ile, fırından çıkartılıp soğumuş ve eşleştirilmiş her 2 adet makaronun içine yeterli miktarda sıkılır ve hamburger gibi birleştirilir. Makaronlarınızı 10 güne kadar hava almayan kapta, yağlı kağıt içinde ve buzdolabında bekletebilirsiniz.</p>
<p>Afiyet olsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/seda-asil/makaron/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Lezzet Ayrıntılarda Gizlidir</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/ozgur-sef/lezzet-ayrintilarda-gizlidir/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/ozgur-sef/lezzet-ayrintilarda-gizlidir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Özgür Şef]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2382</guid>
		<description><![CDATA[Herkes yemek yapabilir, ama çok az kişi iyi yemek yapabilir. İyi yemek yapabilmek için ilk gereken; kendine güven ve tecrübedir.Yani kötü yemek yapmaktan korkmayın, yaptığınız her başarısız deneyim sizi ustalığa bir adım daha yaklaştırır.
İkinci gereken; teknik. Ayrıntılarla kendi tarzınızı yaratmanız gerekir. Teknik kısmında Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, şeflerin geliştirdiği teknikleri seyrederek okuyarak sorarak öğrenmeniz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes yemek yapabilir, ama çok az kişi iyi yemek yapabilir. İyi yemek yapabilmek için ilk gereken; kendine güven ve tecrübedir.Yani kötü yemek yapmaktan korkmayın, yaptığınız her başarısız deneyim sizi ustalığa bir adım daha yaklaştırır.</p>
<p>İkinci gereken; teknik. Ayrıntılarla kendi tarzınızı yaratmanız gerekir. Teknik kısmında Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, şeflerin geliştirdiği teknikleri seyrederek okuyarak sorarak öğrenmeniz yeterli olacaktır. Bugün size bu tekniklerden bir kaçını aktaracağım daha doğrusu bir kaç saat mutfakta geçirerek 1 ay boyunca yapacağınız yemeklere katacağımız soslar ve lezzet artırıcılar yapacağız.</p>
<p>Önce tereyağı ile başlayalım;<br />
1 kg kadar doğal tereyağını bir karıştırma kabına çıkartın ve oda sıcaklığında yumuşayana kadar bekletin. Diğer tarafta bir bağ kadar taze kekik ve biberiyenin kullanabileceğiniz yapraklarını ayırın, 6-7 diş sarımsağı ayıklayın ve baharatlar ile sarımsağı mikserde püre gibi olana kadar çekin. Eğer mikser çekmekte zorlanırsa içine birazcık dışarıda beklettiğimiz tereyağından ekleyin.</p>
<p>Şimdi sıra kuru baharatlar ile tereyağını yoğurmaya geldi. 1 yemek kaşığı kadar köri ya da zerdeçalı dışarıda yumuşamış tereyağına ilave ederek mikser ile karıştırın. Sarımtırak bir renk almış olması gerekiyor. Mikserde püre haline getirdiğiniz baharatları da içine ilave ederek yine mikser ile çırpmaya devam edin, son olarak istediğiniz kadar tuz ekleyin. Tezgahın üzerine bir streç yayın, içine 2 kaşık tereyağı koyun ve rulo yaparak sarın ve yaptığınız ruloları buzdolabının dondurucu kısmına koyun. Yaptığımız tencere yemeklerinde lezzet ve kıvam verici olarak ya da başka sosların yapımında kullanacağız. Peki bir güveç yemeği nasıl yapacaksınız? Dikkat etmeniz gereken ilk nokta, yemeği yaparken az yağ kullanın çünkü lezzet vericimiz de yağdan oluşuyor.</p>
<p>Güvecimiz pişti fırından çıkardığımız anda derin dondurucudan çıkardığımız tereyağdan keserek içine atıyoruz.<br />
Sonucunda nereden geldiği belli olmayan mükemmel bir<br />
aroma oluşacak ve tabiî ki yemeğimizin sosu da bağlanmış yani koyulaşmış olacak.</p>
<p>Şimdi sihirli sosla size öyle bir et sosu tarifi vereceğim ki artık restoranlarda yemek yemeyeceksiniz; yaptığımız tereyağından 2 kaşık tadar kesip kısık ateşte tavaya atın erimeye başlayınca 1 dilim rokfor peynirini içine rendeleyin. Tereyağı tam eriyince içine 1 çay bardağı kadar krema ekleyin ve krema koyulaşana kadar kaynatın. İşte bu sos herkesin restoranlarda bayılarak yediği meşhur Cafe de Paris sosudur.Her şefin kendine has bir Cafe de Paris sosu vardır, ben size en sade ve basitleştirilmiş şekliyle yaptım. Siz denedikçe kendinizden bir şeyler<br />
ekleyeceksiniz ve bir süre sonra kendinize has bir sosunuz olacak.</p>
<p>Afiyet olsun!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/ozgur-sef/lezzet-ayrintilarda-gizlidir/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hiç</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/guldeniz-firat/hic/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/guldeniz-firat/hic/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Güldeniz Fırat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2378</guid>
		<description><![CDATA[Bir ışık,  bir heyecan en kötü haberin ardına gizlenir mi hiç?  Yaşadığınız kötü bir günün en güzel yerini bulmaya çalışırken, dakikaları saniyelere böldüğünüz oldu mu? Hiç kaybetmeyi istemediğiniz biri için yağmurdan sonra gökkuşağı mucizesizi aradı mı gözleriniz?
Hiç kokusuna hayran kaldığınız birinin eşyasıyla uyudunuz mu? Okuduğunuz bir kitap cümlesinin hayatımızı değiştirmesine izin verdiniz mi hiç? Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ışık,  bir heyecan en kötü haberin ardına gizlenir mi hiç?  Yaşadığınız kötü bir günün en güzel yerini bulmaya çalışırken, dakikaları saniyelere böldüğünüz oldu mu? Hiç kaybetmeyi istemediğiniz biri için yağmurdan sonra gökkuşağı mucizesizi aradı mı gözleriniz?</p>
<p>Hiç kokusuna hayran kaldığınız birinin eşyasıyla uyudunuz mu? Okuduğunuz bir kitap cümlesinin hayatımızı değiştirmesine izin verdiniz mi hiç? Bir şehri bucak bucak dolaşırken yalnız olmamanın, birine sarılmanın verdiği hazzı yüreğinizde hissettiniz mi? Hiç kurduğunuz hayallerin gerçekleşmesi için gerçeklerinizden vazgeçtiğiniz oldu mu?  Tüm ruhunla, bedeninle girdiğiniz bir savaş sonunda yenik düşseniz de daha güzel bir maceranın sizi beklediğini düşündünüz mü hiç?</p>
<p>Düşünmediğiniz anda yazılarınızın bir sınav kağıdı sorusu olduğunu öğrenince, o sınav kağıtlarının sizi bu günlere getirdiğinizi hissettiniz mi hiç? Öğrenmeye doymadığınız bir anda öğrenmekten yorulduğunuz oldu mu hiç?</p>
<p>Hayal etmediğiniz bir şey, hayal ettiklerinizden daha değerli olmadı mı hiç? Ummadığınız anda gelen birinin bir gün her şeyiniz olabileceğini düşündünüz mü? Hiç gelmeyeceğini bile bile her gün gelmesini beklediğiniz biri oldu mu?</p>
<p>Hiç korkmaktan vazgeçip cesaretinizi toparladığınızda, cesaretinizin kaygılarınızı bir uçurumdan aşağıya fırlattığı oldu mu?  Denizin dinlemekten yorulduğu, sizin anlatmaktan bıkmadığınız bir sahil kenarında çocuklar gibi dans ederken buldunuz mu kendinizi hiç? Sırf sözleri sizi anlatıyor diye çevrenizdekileri çıldırtana kadar aynı şarkıyı defalarca dinlediğiniz oldu mu?</p>
<p>Yıllarca yüzünü göremediğiniz dostlarınızla bir araya geldiğiniz de aslında bazı şeylerin hiç değişmediğini gördünüz mü? Aslında gözden ırak olanın gönülden ırak olmadığını bir dostunuza hala eski günlerdeki gibi sabahlara kadar anılarınızı anlattığınızı hissettiniz mi hiç?</p>
<p>En masum anınızda aslında içinizde bir canavar olabileceğinizi, hiç yaşayamam dediklerinizin sizin yaşadıklarınız olduğunu fark ettiniz mi hiç? Olmaz dediğiniz şeyler burnunuzun dibinde bitebilir mi?</p>
<p>Hiç ağlamaktan yorulduğunuz, üzülmekten gözünüzün hiçbir şey görmediği bir hava alanında küçük bir tek taş gelecek günlerinize ışık oldu mu? Umutlarınızın tükendiğini düşündüğünüzde bir sıcak tebessümün içinizi aydınlattığı olmadı mı hiç?</p>
<p>Hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını anladığınız anda aslında hiçbirinin sadece bir hiç olmadığını… ‘Ya her şeyim ya hiçim’ derken bile yaşadıklarımızın her anında umutlarımızın saklandığını.  Her dakika uçurtma uçurmaya çalışan çocuklar gibi bir büyüğümüzün yardımıyla bu günlere gelişimizi. Sizin için değerli olan birini kaybettiğinizde bile ilmek ilmek işlediği sizi hissettiğinizde anlarsınız bir hiç olmadığınızı… Hepimiz biraz annemiz, biraz babannemiz, biraz teyzemiz, biraz halamız, biraz öğretmenimiz, biraz babamız, biraz kardeşimiz, biraz sevgilimiz&#8230; Hiç olamayız çünkü hepimizde var o kadar biz…</p>
<p>Yaşanılacak bu kadar güzel günler varken hala, paylaşarak bir bütün olmayı deneyelim. Kendimizi hiç diye düşündüğümüz anda bile küllerimizden bir biz yaratalım…</p>
<p><em>Yeniden doğuşlarımıza… Sevgiler&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/guldeniz-firat/hic/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Trajikomik Cümleler</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/neda-soydan/trajikomik-cumleler/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/neda-soydan/trajikomik-cumleler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:36:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Neda Soydan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2375</guid>
		<description><![CDATA[
Genç kız, “Çalış çocuğum!” diyen annesine sinirle söylenir; “Ama bunlar çok salakça, ne işime yarayacak ki?” Anne de; “Bilmek faydalıdır” yanıtını verir. Aklından geçense aslında şudur; “Aman ne bileyim, biz öğrendik de ne oldu?”
Buradaki “Bilmek faydalıdır.” söylemini hep trajikomik bulmuşumdur. Başka bir deyişle “Sen önce öğren, bilginin yarın öbür gün ne işine yarayacağını görürsün.”
Aslında “Bilmek”; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/nedasoydan.jpg" alt="" width="97" height="130" /><br />
Genç kız, “Çalış çocuğum!” diyen annesine sinirle söylenir; “Ama bunlar çok salakça, ne işime yarayacak ki?” Anne de; “Bilmek faydalıdır” yanıtını verir. Aklından geçense aslında şudur; “Aman ne bileyim, biz öğrendik de ne oldu?”</p>
<p>Buradaki “Bilmek faydalıdır.” söylemini hep trajikomik bulmuşumdur. Başka bir deyişle “Sen önce öğren, bilginin yarın öbür gün ne işine yarayacağını görürsün.”</p>
<p>Aslında “Bilmek”; bildiğinin ne işe yarayabileceğini bilemediğinde tuhaf ve anlamsız bir eylem olarak güdük kalır. Bilgiler anlamlarını bulamadıklarında davetsiz misafirlere benzerler. Çağrılmadıkları halde gelip, üstelik geldikleri gibi de gitmeyip, hayatımız boyunca beynimizde yer kaplarlar. İlk geldiklerinde düşünme eyleminin bir parçası olmaya çalışırlar ancak çevreleriyle  ilişki kuramazlarsa bir odada öylece tozlanır, paslanır, masrafını da sadece beynimize değil kalbimize de çıkarırlar. Bilirsin ama bildiklerin ne kendine ne de başkasına fayda sağlar,  kalbin sıkışır, nedenini bulamadığın bir mutsuzluk içinde yaşarsın.</p>
<p>Bilmek artık seni bir yükümlülük altına almıştır. Bildiklerin seni bağlamaya, yapacaklarından geri tutmaya başlarlar. Her yeni bilgi beraberinde endişe,korku getirir.  Üstelik bu davetsizler başka davetsizlere de ön ayak olur. Önüne istemediğin halde istemediğin kadar yeni konular açılır ve sen birini bildikçe yenisini öğrenmek istersin. Bu kez öğrendiklerin seni “tam” hissettirmeye yaklaştıracakları yerde, içindeki boşluğu arttırırlar. Açlık gibi. Susuzluk gibi.</p>
<p>Bilmek ; işine yarayabildiğinde çok güzeldir de , bilgiyi kullanamadığında bir kambur hale gelir. Elindeki boş  poşeti yakınlarda bir çöp tenekesi bulamadığında saatlerce elinde dolaştırır ama bir türlü öylesine yere atamazsın ya… Eline yapışır. Çünkü çevre kirliliğinden haberin vardır ve yere atarsan vicdanın da seninle sürüklenmeye başlayabilir. Sonra plastik çöp poşetlerinin doğaya ne kadar zarar verdiğini bildiğinde, bu kez çöp tenekesinin de bir işe yaramayacağını düşünüp plastik atık kutusu aranır durursun. Sonra plastik atık kutularının da diğer çöplerle aynı yere döküldüğünü öğrenince eyvah ki ne eyvah, dünyayı kurtaranlardan(!) biri olabilmek için plastiği az<br />
kullanmaya çabalarsın ve marketten aldıklarını torbasız taşımaya çalışan sayılı şaşkından biri olursun. Kalbin rahatlar mı peki? Kesinlikle hayır. Bildikçe, müdahale edemediğin tonlarca şeyleri de bilirsin ve bir acizlik duygusuyla birlikte sosyal sorumluluk yükü de bindi mi üstüne…<br />
İddia ediyorum acı çekersin.</p>
<p>Bilmek faydalı değildir. Bilmek, bildiğini kullanabildiğinde faydalıdır. Kullanamadığında ise eline yapışan çöp poşeti gibidir. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Üç üniversite bitirip iş hayatına atılamamış olmak, akademisyen olup bildiklerini ülken için,insanın için kullanamıyor olmak; okuduklarını sen anlasan da sevdiklerine anlatamıyor olmak , bunların hepsi neye yarar ki?</p>
<p>Seneler boyunca ailenin sana empoze etmiş olduğu hobileri büyüdüğünde yapmıyor olmak, mesainin büyük kısmını örneğin bale yapmaya ayırıp da geride kalanın sadece balerinlere özgü bir yürüyüş tarzı olması…Bunlar kim ne derse desin bizleri baskılar. Sonra da deriz ki ;“Bilen insan mutlu insan değildir!”<br />
Bilen insan mutsuz olmaya mahkum değildir. Bildiklerini kullanabildiğinde ; bildikleri ile önce kendi değişebilip ; sonra da çevresini değiştirebilme gücünü bulduğunda bilen insan mutlu insan olabilir.</p>
<p>Eğer ki çocuklarımıza bilginin ne işe yarayacağını anlatamıyorsak,  kendi mutlulukları için öğrenmemelerini sağlamamız gerek. İşte bu da başlıkta bahsettiğim diğer trajikomik cümleydi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/neda-soydan/trajikomik-cumleler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Stres romatizması olur mu?</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/stres-romatizmasi-olur-mu/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/stres-romatizmasi-olur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 12:34:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adnan Menderes Yıldırım]]></category>

		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Dr. Mehmet Yavuz]]></category>

		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2369</guid>
		<description><![CDATA[
Bunun adı ‘’fibromyalji’’ ise evet olur. Sürekli bir türlü geçmeyen ve gezici ağrılar durumunda fibromyalji düşünmelidir. Özellikle stres durumlarında alevlenme gösterdiği için bir nevi ‘’stres romatizması’’ da denebilir. Fibromyalji ruhsal gerilimi çok sever. Bu yönüyle maskeli depresyon ve somatizasyon bozukluğu ile çok karışır.
Stres aynı zamanda otonomik sistemi de olumsuz etkileyeceği için bu kişilerde mide barsak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/mehmet5.jpg" alt="" width="114" height="176" /></p>
<p>Bunun adı ‘’fibromyalji’’ ise evet olur. Sürekli bir türlü geçmeyen ve gezici ağrılar durumunda fibromyalji düşünmelidir. Özellikle stres durumlarında alevlenme gösterdiği için bir nevi ‘’stres romatizması’’ da denebilir. Fibromyalji ruhsal gerilimi çok sever. Bu yönüyle maskeli depresyon ve somatizasyon bozukluğu ile çok karışır.</p>
<p>Stres aynı zamanda otonomik sistemi de olumsuz etkileyeceği için bu kişilerde mide barsak proplemleri de bulunabilir. Hastaların bir kısmında çocukluk dönemine ait bir fiziksel ya da cinsel taciz hikayesi bulunur. Özellikle bayan hastalığıdır. Hastaların 10 da 9 u bayandır. Ülkemizde yaklaşık 1,5 milyon civarında fibromyalji hastası olduğunu tahmin etmekteyiz. Bu hastalığın bir özelliği de ilaçlarla tedavi olmasına rağmen yeni stres oluşturan durumlarda yeniden nüks edebilmesidir. Bu yüzden sanki hastalık hiç tedavi edilmemiş gibi zannedilir.   Fibromyalji de aynı migren ve panik atak gibi zeki ve başarılı bayanları sever. Başarılı olma konusunda tutkulu, mükemmelliyetçi, hassas ve titiz bayanlarda görülür. Sürekli nüks etmesi ile sanki hiç bitmeyen ve tedavi edilemeyen bir hastalıkmış imajı verir.</p>
<p>Fibromyalji kas olan her  yerde olabileceği gibi, en çok boyun, omuz, gögüs ve sırt bölgesini sever. Gögüs ağrıları yüzünden kalp hastalığı gibi algılanabilir. Ve kardiyolog kardiyolog gezilebilir.  Fibromyaljide adale sertlemesi de olur bu yüzden ağrılı bölge hareket ettirildiğinde katur kutur sesler çıkabilir. Fibromyalji, direk stresin oluşturduğu bir tablo olduğu için beraberinde uyku bozuklukları da sık görülür. Uyku dengesizliğinin olmadığı kişiler tedaviye çok daha iyi cevap verir. Fibromyalji ağrılı bir sendrom olmasına rağmen, sadece ağrı kesiciler ve adale gevşeticilerle düzeltilmesi mümkün değildir. Beraberinde anksiyete giderici ilaçlar ya da antidepresan ilaçlar verilmelidir. Kişi de stres oluşturan faktörleri bir bir tesbit edip, bunlar elemine edilmelidir.</p>
<p>Aslında stresle başa çıkma mekanizmalarında bir aksama vardır. Dış dünyadan gelen proplemler ve fiziksel gerilim, romatizmal bir sürece dönüştürülerek  rahatlama sağlanır.</p>
<p>Hastalar tanı konmadan önce hastane hastane dolaşır hatta diğer aile bireyleri veya hekimler tarafından hastalık hastası olarak ta düşünülebilir. Psikolojik destek ve ilaçlarla ya da stres unsurlarının ortadan kalkması ile düzelme sürecine girmesi, onu hastalık hastalığı tablosundan ayırır.</p>
<p>Tedavide magnetoterpi,  biofeedback, lokal fizik tedaviler, hipnoterapi, akupunktur, lokal enjekisyonlar , kognitif davranış terapileri ve masaj çok kullanılır. Ancak en etkili unsur stres faktörlerinin uzaklaştırılması ve stres eşiğini yükselten ilaçlardır..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/stres-romatizmasi-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Altay: ‘Dans, sahne yaşamıma estetik getirdi’</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/altay-%e2%80%98dans-sahne-yasamima-estetik-getirdi%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/altay-%e2%80%98dans-sahne-yasamima-estetik-getirdi%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 12:13:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2356</guid>
		<description><![CDATA[‘Kalpsizsin’, ‘Yok ya’ adlı şarkılarla hafızalarda yer edinen Altay, ‘Elma’ adlı single içerisinde yer alan ‘İsabet’ adlı klibiyle sevenleriyle buluştu. Geçtiğimiz günlerde ‘Yok böyle Dans’ programında dansın sahne yaşamına estetik getirdiğini belirten Altay, dans çalışmalarına devam edeceğini söyledi.

İlk albüm ‘Kalpsizsin’  ve son single ‘Elma’ a kadar hayatınızda neler değişti?
Benim müzik hayatımda 30. senem. Albüm yaptıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>‘Kalpsizsin’, ‘Yok ya’ adlı şarkılarla hafızalarda yer edinen Altay, ‘Elma’ adlı single içerisinde yer alan ‘İsabet’ adlı klibiyle sevenleriyle buluştu. Geçtiğimiz günlerde ‘Yok böyle Dans’ programında dansın sahne yaşamına estetik getirdiğini belirten Altay, dans çalışmalarına devam edeceğini söyledi.</em></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/altay01.jpg" alt="" width="221" height="147" /></p>
<p><strong>İlk albüm ‘Kalpsizsin’  ve son single ‘Elma’ a kadar hayatınızda neler değişti?</strong><br />
Benim müzik hayatımda 30. senem. Albüm yaptıktan sonra daha tanınır oldum haklısınız ama ben müzikle iç içeydim zaten. Sahne aldığım yerlerde ben yine kendi hayatımı yaşadım. Sanatçı Altay, hayatımı çok fazla değiştirmedi ve ikisi birlikte bir o kadar da güzel gitti. Mesela gece kulübü sanatçısıyım ama gece hayatım hiç olmadı. Başarı çizgisi artıkça, ben kendi hayatıma daha çok özen göstermeye başladım. Hayatımdaki düzen, aileme verdiğim önem hiç değişmedi.</p>
<p><strong>Kendinize özgü tarzınızla dikkat çekiyorsunuz… Yaptığınız besteler, müziğe olan ilginiz…</strong><br />
Ben ilkokulda bağlama çalarak başladım. Aslında klasik halk müziğini çok severim. Bestelerimde bana ne güzel geliyorsa onu insanlara yansıtmaya çalışıyorum. Duygusallık çok önemli tabi ki. Müzik görevim dışında insanları eğlendirmek de benim için önemli. Eğlendirmek beni de motive ediyor diyebilirim. Ben hangi konumda olursam olayım mesleki görevimi yerine getirmek için elimden geleni yaparım.  Karşımdaki insanların çok önemli olduğunu biliyorum çünkü. İşime olan bağlılığım ve saygım sonsuzdur.</p>
<p><strong>Besteleri yaparken yaşadıklarınızdan mı ilham alıyorsunuz?</strong><br />
Kendi şarkılarımı yaparken ya da başkalarına şarkı yaparken hayal dünyamın içerisinde sözleri farklı bir konuma getiriyorum. Öncelikle hepsinin bir hikayesi olması gerekiyor. Özellikle kendi şarkılarımı yazarken illa ki benim yaşadığım bir duygu olması gerekmiyor. Şarkı yazan adam yarı şizofren adamdır bence. Ben neler yaşamıştım diye düşünüp yazmamalıdır. Her hikayeden güzel şeyler çıkarabilmedir. Etkilendiğim bir hikaye üzerine bir dünya kurup en güzel ve basit kelimelerle anlatmaya çalışırım. O kelimeleri herkes kullanır ama sizin o kelimeleri yansıtmanız farklı oluyor. Konuyu çok matematiksel olarak hesaplamak doğru değil. Şarkıyı en basit kelimelerle anlatmaktan yanayım.</p>
<p><strong><img class="alignleft" src="http://www.etilife.com/wp-content/altay04.jpg" alt="" width="164" height="244" />Müzik eğitiminize kadar Makine Mühendisliğini, Matematiği denemişsiniz ama yine de müziksiz yapamamışsınız… Peki Opera olmazsa olmazların arasındayken neden devam etmedi?</strong><br />
İsterdim opera sanatçısı olabileyim.  Benim okul derecelerim ve ses rengim çok iyiydi. Yapabileceğim her şey hazırdı ama operayı devam ettiremedim. Gece çalıştığım ve para kazanmak durumunda olduğum için vakit ayıramadım.  Çalışmak zorunda olmasaydım, o zaman gerçekten operacı olurdum.  Ailem müziği hiç istemedi. Makine Mühendisliğini kazandım, Matematik okudum ve yine de müziği tercih ettim. Bu yüzden babam benimle 8 ay konuşmadı. Neyse ki yeni nesil de bu şekilde değil. Çocuğun ruhsal gelişimine, ne istediğine önem veriliyor. İnsanların başarılı olabilmesi için ailelerin onlara destek olması lazım. Mesela bale öğrenecek bir öğrencinin kimya derslerini önemsemesini bekleyemezsiniz. Biz de oğlum okusun da adam olsun mantığı vardı ama müzikle başarılı olduğumu gördüler. Ben çocuğumun için sanatın her hangi bir dalıyla ilgilenmesini isterim. Seçim konusunda da özgürdür.</p>
<p><strong>‘Elma’ isimli single ve İsabet klibi… Sizin de çoğu sanatçı gibi albüm yerine neden single? </strong><br />
Albüm konusunda müziğin teknolojiye göre hareket ettiğimizi düşünüyorum. Ben on şarkının onuna da inanmadan albüme koymuyorum. İçinden 2 ya da 3 şarkıyı herkes beğeniyor. Eskiden 10 bin yerine 1 milyon satışlar vardı şimdi dijital işler biraz daha oturacak mı diye düşünür olduk. Şimdilerde maksi single yapıyoruz ve 70 milyon kişiye ulaşabiliyoruz. Cd’nin yerine geçecek çok merak ediyorum.</p>
<p><strong>Hayatınızda olmazsa olmaz değdiniz şeyler nelerdir?</strong><br />
İlk ailem gelir. Mesleğim 2. sırada yer alır. Biz bu dünyaya yaşamaya geliyoruz. Benim için çok iyi fotoğraf çeken ya da çok iyi röportaj yapan kişi de önemlidir. Yani işini iyi yapmak önemli aile kavramını unutmadan tabi ki. Aile olmadığı zaman hiçbir şeyin önemi yok.  Mesela bizim kurallarımız vardır. Her akşam yemeğimiz saatinde yenir. Eğer ben çalışmıyorsam erkek arkadaşlarla yemek yiyorum diye bir şey hiç düşünmem.</p>
<p><strong>İz</strong><strong>mi</strong><strong>r’de </strong><strong>oldukça vakit geçirmişsiniz sizin iç</strong><strong>in önemli olmalı… Peki yılbaşına yönelik çalışmalar var mı?</strong><br />
İzmir farklıdır bende. İzmir’in sosyete çocukları gibi gece saatlerine kadar eğlenmedim de vaktimi çok değerli insanlarla geçirdim ben orada. Belki de mesleğim bu olduğu için gece hayatını çok fazla sevemedim. İzmir hep o değerli insanlarla aklımda kalır. Yılbaşında da Kaya İzmir Thermal Convention’dayım.</p>
<p><strong>Elma adlı single’ın yanında </strong><strong>sahne çalışmaları, yeni besteler devam ediyor. Peki ileriye yönelik projeler nelerdir?</strong><br />
Son zamanlarda otellerde çalışmaya başladık. İnsanlar şarkılarımızın hepsine çok güzel katılıyorlar. Şu anda da çok büyük isimlere şarkı hazırlıyorum.  ‘İsabet’ bir kış şarkısı. Onun da bir iki ayı daha var yeni proje yapacağız. Ben bundan sonraki işimi sadece kendi şarkılarımdan yapacağım.</p>
<p><strong>‘Yok Böyle Dans’ adlı yarışma programında kendinizden oldukça söz ettirdiniz… Dans hayatınızı ne yönde etkiledi?</strong><br />
Yarışma elenenler arasında olsam da dansın bana çok şey kattığını söyleyebilirim. Çalışmalarımızı Etiler’deki Alper Bale Dans Akademi’de gerçekleştirdik. Dans çalışmalarını devam ettirmeyi planlıyorum. Dans benim mesleğimle bir bütün. Dansla hayatıma bir disiplin geldi. Sahneme estetik geldi. Vücudum biraz daha hareketlendi. Dansın bu kadar bana iyi geleceğini düşünmemiştim.</p>
<p><strong>Etiler’de nereleri tercih edersiniz?</strong><br />
Etiler’de yakında bir sürprizimiz olacak. 2000 yılından beri Ulus’ta yaşıyorum. Zeytinburnu’ndan sonra Etilerde yaşamak farklı bir duygu tabi ki. Ben Türkiye’nin hiçbir yerinde İstanbul kadar güzel bir yer görmedim ve herkesin Etiler’den muhakkak geçtiğini düşünüyorum. Mado, Kitchenette, Nispet</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/altay03.jpg" alt="" width="196" height="292" /></p>
<p><strong>Röportaj: Güldeniz Fırat</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/altay-%e2%80%98dans-sahne-yasamima-estetik-getirdi%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Latin dansı ile tanışın&#8230;</title>
		<link>http://www.etilife.com/roportaj/latin-dansi-ile-tanisin/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/roportaj/latin-dansi-ile-tanisin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 10:10:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2348</guid>
		<description><![CDATA[Hamit Erentürk ve Haydar Yıldız’ın kurucuları olduğu İstanbul Performans Dans Atölyesi, Türkiye’de özellikle İstanbul’da dans tutkunlarını bir araya getiriyor. Tüm dünyayı kasıp
kavuran ‘Sosyal Latin Dansları’ konseptini 2000 yılından beri sizlere sunan İstanbul Performans Dans Atölyesi ile biz de Salsa ve Bachata üzerine konuştuk.

İstanbul Performans Atölyesi’nden bize bahseder misiniz?
Daha çok Latin danslarıyla ön plandayız. Sosyal Latin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Hamit Erentürk ve Haydar Yıldız’ın kurucuları olduğu İstanbul Performans Dans Atölyesi, Türkiye’de özellikle İstanbul’da dans tutkunlarını bir araya getiriyor. Tüm dünyayı kasıp<br />
kavuran ‘Sosyal Latin Dansları’ konseptini 2000 yılından beri sizlere sunan <strong>İstanbul Performans Dans Atölyesi</strong> ile biz de Salsa ve Bachata üzerine konuştuk.</em></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/salsa03.jpg" alt="" width="156" height="240" /><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/salsa02.jpg" alt="" width="156" height="240" /></p>
<p><strong>İstanbul Performans Atölyesi’nden bize bahseder misiniz?</strong><br />
Daha çok Latin danslarıyla ön plandayız. Sosyal Latin danslarını, ağırlıklı olarak da Salsa’yı tanıtmak ve yaymak amacıyla sayısız girişim ve etkinliğe imza attık.  Dünyanın en büyük Salsa ve Mambo dansçılarını Türkiye&#8217;ye getirdik. Her kategoride sınıf dersleri, özel çalışmalar, serbest pratik saatleri, şovlar ve partiler düzenledik. Türkiye Dans Sporları Federasyonuna bağlı antrenörleri, hakemleri ve yarışmacılarla çalışıyoruz. Marmara ve Işık üniversitelerinde de ders veriyoruz.</p>
<p><strong>İstanbul Performans Dans Atölyesi’nde neler var?</strong><br />
<img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/salsa07.jpg" alt="" width="216" height="162" /></p>
<p>•    Dans dersleri (Salsa Sosyal Latin Dansları)<br />
•    Latin Geceleri<br />
•    Şirketlere ve Gruplara Özel Dans Dersleri<br />
•    Tatil ve Piknik Organizasyonları<br />
•    Özel Koreografiler<br />
•    Özel Dans Dersleri<br />
•    Düğün ve Gösteri Dansları Koreografileri<br />
•    Özel Günler İçin Gösteriler<br />
•    Latin Parti Organizasyonları<br />
Sosyal Latin Danslarının (Salsa, Merengue, Bachata ve Cha Cha) Türkiye&#8217;deki Salsa standartlarını yükseltmeyi hedefliyoruz. Öğrenmenin sonu ve yaşı yoktur. Bunun için İstanbul Performans Dans Atölyesi, sadece dans eğitimi verilen bir atölye olmayıp aynı zamanda kültür ve sanat adına yapılan aktivitelerin düzenlendiği bir mekandır.</p>
<p><strong>Üyeleriniz genellikle hangi yaş aralığında oluyor? Ayrıca her yaşta dans öğrenebilir mi?</strong><br />
%90 üniversite mezunu 25-35 yas arasında oluyor. %40’ı 35-45 yas arası kişilerden meydana gelmektedir. Üyelerimizi %60 bayan, %40 baylar oluşturmaktadır. Her yaşta tabi ki öğrenilir, bu kişinin dansı ne kadar önemsediğine bağlıdır. Kişi yaptığı pratiklerle kendini geliştirebilir.</p>
<p><strong>Dans kursuna gelen biri ne kadar zamanda öğrendiklerini tam anlamıyla uygulayabiliyor?</strong><br />
3 ay gelen belli bir seviyeye geliyor.  İnsanlar Salsa yapıyoruz diyor fakat Salsa’nın ne olduğunu bilmiyor. Bir gün ders, bir gün pratik, bir gün parti ile bu işin temeli oturana kadar sürekli dans etmeli. Yani dersi sürekli tekrar edilmeli.  Şu anda bu iş 2, 3 aylık normal standartlarda çalışmak için önemli. Derseniz ki ben yarışmacı olmak istiyorum. Onu da yetiştirebiliriz.</p>
<p><strong>Salsa ve Bachata neden bu kadar tercih ediliyor? Aralarındaki fark nedir?</strong><br />
Salsa daha canlı ve hareketli, Bachata daha romantik. Salsa’nın 3 tane karogrefisi var. Bachata yeni yeni tanınıyor aslında. Bachata dersi bizimle başladı. Salsa da adımlar başka bir şey yaparken, el başka bir şey yapıyor.  Bachata da genel hareketler var.  Tabi ki daha kolay Salsa’ya nazaran.</p>
<p><strong>Neden Dans? </strong><br />
Hayata farklı bir bakış ve hayatın ta kendisini estetik bir ifade ediş sanatı olan dans, hem eğlendiriyor, hem de günümüz hayat şartlarının getirdiği stresten bizi uzaklaştırıyor. Üstelik dans etmek kilo vermek ve form korumak için de oldukça etkili ve keyifli bir egzersiz.</p>
<p><strong>Ülkemizde dansa ne kadar önem veriliyor?</strong><br />
Dans yarışmaları son zamanlarda dansı fark etmemizi sağladı. Modern dans yerine halk oyunları ön plandaydı. Mesela Taksim’de 35 senedir ders veren insanlar var ama yeni yeni farkına varılıyor. Modern dans vücudunu daha esnek kullanabilmek için şart. Daha çok önem verileceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Dans yarışmaları hakkında neler düşünüyorsunuz?</strong><br />
Reklamın iyisi kötüsü olmaz.  Türkiye’de eşli dans çok az. 95 ve 96’lardan sonra birkaç Kübalı’yla bu iş yürümeye başlamış. Dansı yarışmalar yoluyla görüp yapmak isteyenler oluyor. Salsa’yı,  Bachta’yı, Merenge’yi duymaya başladılar ve merak edilecektir.</p>
<p><strong>Bir dans okulu seçerken nelere dikkat edilmeli?</strong><br />
Uzmanlık belgeleri var mı? Çalışma yapacağınız yerin nezih bir yer olması, aynasının olması önemli. Yerler parkeli olmalı. Garip garip yerlerde dans edilmemeli. Mesela her dansı öğrenen öğretmen olmaya çalışıyor. Dansı doğru öğretebiliyor mu bunu sorgulamak gerekir.</p>
<p><strong>İstanbul Performans Dans Atölyesi’nin de bir hikayesi vardır…</strong><br />
Erkan Kesan diye biri var. Şu anda Nuri Bilge Ceylan’la ‘Bir Zamanlar Anadolu’ filmini çekti. Biz 2002’de bir halk oyunları derneğinde küçük hayaller kurmuştuk.  Bizim hayalimiz bir dans okulu açmaktı onun ise bir film çekmek. Aradan 2 sene geçti.  Burası için ‘Taksim’de şöyle bir yer var düşünür müsünüz’ dedi.  İstanbul Performans Dans Atölyesi’nin kuruluşunda onun da payı vardır. Aynı zamanlarda o da hayatının bir gününü Nuri Bilge Ceylan’a çektirdi.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/salsa04.jpg" alt="" width="202" height="298" /></p>
<p><strong>Röportaj: Güldeniz Fırat</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/roportaj/latin-dansi-ile-tanisin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

