<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Etilife</title>
	<atom:link href="http://www.etilife.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.etilife.com</link>
	<description>Etiler'in yerel medyası!</description>
	<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:30:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Mayruk’tan 2023’e Hikayeler&#8230;</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/mayruk%e2%80%99tan-2023%e2%80%99e-hikayeler/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/mayruk%e2%80%99tan-2023%e2%80%99e-hikayeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:30:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2486</guid>
		<description><![CDATA[
Ünlü modacı Yıldırım Mayruk, ‘’2023’e Hikayeler” adını verdiği defilelerin 21’sini dün Swissotel’de yapılan defileyle tanıttı.
Modacı Yıldırım Mayruk’un “2023’e Hikayeler” defilesinin 19’ncusu Swissotel’de düzenlendi.  Defileye Ankara’nın tanınmış simaları da yoğun ilgi gösterdi.Yıldırım Mayruk ve Barbaros Şansal’ın koleksiyonları ile Yıldırım Mayruk Moda laboratuarının tasarımlarının sergilendiği defilenin Koreografisi Uğurkan Erez tarafından gerçekleştirildi. Defilede Nur Gümüşdoğrayan, Ebru Güzel, Ebru [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/web.jpg" alt="" width="245" height="153" /></p>
<p><em><strong>Ünlü modacı Yıldırım Mayruk, ‘’2023’e Hikayeler” adını verdiği defilelerin 21’sini dün Swissotel’de yapılan defileyle tanıttı.</strong></em></p>
<p>Modacı Yıldırım Mayruk’un “2023’e Hikayeler” defilesinin 19’ncusu Swissotel’de düzenlendi.  Defileye Ankara’nın tanınmış simaları da yoğun ilgi gösterdi.Yıldırım Mayruk ve Barbaros Şansal’ın koleksiyonları ile Yıldırım Mayruk Moda laboratuarının tasarımlarının sergilendiği defilenin Koreografisi Uğurkan Erez tarafından gerçekleştirildi. Defilede Nur Gümüşdoğrayan, Ebru Güzel, Ebru Ürün, Sema Şimşek ve Özge Ulusoy gibi ünlü mankenler podyuma çıktı. Cumhuriyet’in 100. yılına dek sürmesi hedeflenen “2023’e Hikayeler” defilesinin geliri sosyal sorumluluk projelerinde kullanılacak. Defilenin bu yıl ki geliri Türk Kalp Vakfı, Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı ve İnönü Vakfı’nın düzenleyeceği sosyal sorumluluk projeleri ile Zihinsel Özürlü Çocuklar Vakfı tarafından düzenlenen Anıtkabir Fotoğraf Sergisi’nde kullanılacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/mayruk%e2%80%99tan-2023%e2%80%99e-hikayeler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Kimin Fikri</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/neda-soydan/bu-kimin-fikri/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/neda-soydan/bu-kimin-fikri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 09:38:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Neda Soydan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2483</guid>
		<description><![CDATA[
Kim ne derse desin dünya günden güne kötüye gitmiyor.  Çünkü eskiden de fikirler çok çalınırmış! Evin erkeği hanımının, bilim adamı meslektaşının, arkadaşlar birbirinin fikirlerini karşındakinin gözünün içine baka baka çalabilirlermiş. Etraftakilere bu fikri kendi fikriymişçesine ballandıra ballandıra anlatan fikir çalıcı, an gelir kendi bile bu masala inanıp;  -Vay canına, nasıl oldu da bu muhteşem fikir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/neda.jpg" alt="" width="181" height="261" /></p>
<p>Kim ne derse desin dünya günden güne kötüye gitmiyor.  Çünkü eskiden de fikirler çok çalınırmış! Evin erkeği hanımının, bilim adamı meslektaşının, arkadaşlar birbirinin fikirlerini karşındakinin gözünün içine baka baka çalabilirlermiş. Etraftakilere bu fikri kendi fikriymişçesine ballandıra ballandıra anlatan fikir çalıcı, an gelir kendi bile bu masala inanıp;  -Vay canına, nasıl oldu da bu muhteşem fikir aklıma geldi? diye böbürlenirmiş.</p>
<p>Dünya aynı yörüngede döndüğü için mi ne, bizler de hep aynı konuların içinde dönüp duruyoruz. Fikir hırsızlığı da tüm insanları hayli rahatsız eden ama buna rağmen yaşamlarımızda hep tekrar eden konulardan biri olduğundan üzerine yazmadan geçemedim.</p>
<p>“Başkasından alıntı yapma tohumları” daha hayatımızın ilk yıllarında çok masum bir şekilde filizlenmeye başlar.  İlk alıntılarımızı anne babamızdan yaparız.  “Annem dedi ki, babam der ki” ile başlayan cümleler ergenliğe doğru yerini “Bence” ile başlayan cümlelere bırakır.  Başı bence ile başlar ama ne hikmetse sonu hep ebeveynlerin dediklerine döner! –Bence Fenerbahçe şampiyon – Ay, bence de kırmızı etek yasaklanmalı! gibi… Çoğu zaman anne babalara karşı ev içinde verilen fikir savaşlarına rağmen dışarıya adım atan ergenler onların kopyala-yapıştır modelleri halinde dolaşırlar.   Çocuğunu göster sana kim olduğunu söyleyeyim. Kardeşler arasında da fikir alıntıları fazlasıyla yaşanır. Anne babaya önceden sunup övgüleri toplayabilmek için iyi fikirler adeta kapanın elinde kalır. Fikrin esas kimin olduğu kimin umurundadır ki?</p>
<p>Daha sonra evlenilir. Aynı kopyala-yapıştır vakası bu defa eşler arasında başlar. Eşlerden bir tanesi genelde diğerine daha tahammülsüz olur ve onun fikirlerine çoğunlukla karşı çıkar. Fakat yine ne hikmetse dışarıya çıkılıp sosyal çevrelere girildiğinde karşı çıktığı fikirleri sanki kendisininmişçesine (!) başkalarına anlatıverir.  Anne, baba, eş idare edilebilir de sıra arkadaşlarımıza, hele ki de iş arkadaşlarımıza;  bilhassa bizimle aynı ya da daha üst pozisyonlarda çalışan fikir çalıcılarına geldi mi işin rengi tamamen kararır. Görünen o ki ucunda öğretmenden övgü veya yöneticinin gözüne girebilme gibi farklı kaygılar olduğundafikir hırsızlığı akıl almaz bir profesyonellikle yürütülmektedir.  Açık-ara parlak fikirlere ve de fikirlerini sunabilecek imkanlara sahip insanlarınmücadeleleri çok yaman olmak zorunda değildir çünkü onlar her şekilde kendilerini belli etmeyi başarırlar.  Bu mutlu azınlığa örnek Einstein’ı verebiliriz!  Ama peki ya çan eğrisinin orta bölgelerinde duran yüzlerce insan? Çan eğrisi sadece fikre değil, konuma, maddi ve manevi güce göre de belirlenir.  Üzerine konulmuş fikir sahiplerinden Nikola Tesla bugün yaşıyor olsaydı eminim bu yazıyı benden çok daha güzel kaleme alırdı.</p>
<p>Peki fikirleri çalıp üzerlerine konarken her zaman kötü niyetli bir yaklaşım mı vardır? Maalesef hayır.  Maalesef çünkü fikir çalıcılarının her zaman bu hırsızlığı bilinçli yapmadıklarını görüyorum. Ve bana kalırsa bu farkındalık sorunu çok daha ciddi bir sorun. İnsan hafızası kesinlikle tuhaf entrikalarla dolu.  Aynı olayı yaşayan iki insana bir sene sonra olayın detaylarını sorduğumuzda hafızalardan bambaşka hikayeler çıkar.  Özellikle iyi fikirler o kadar çarpıcı olurlar ki ortaya çıkıverdiklerinde artık söyleyen kişiye ait olmazlar ve herkesin kafasında bir ampül yakmayı başarırlar. Ancak farkındalığı yüksek ve iyi niyetli bireyler fikirlerin sahiplerinin kim olduğunu unutmaz. Bana fikrin kimin olduğunun o kadar da büyütülecek bir konu olmadığını söyleyenlere bir çift sözüm var. Hepimiz övgünün, takdir edilmenin hazzı ile yaşama motive oluyoruz.  Hayatı sadece kendi içimizde değil, başkalarıyla ve başkalarına göre de yaşıyoruz. Bize ait olması gereken takdiri başkası topladığındaüzüntüye kapılmamız ve hatta içimize kapanmamız çok insani ve normal bir durum. Ne var ki bu üzüntüyle yaşamaya alışmamız hiçnormal değil. Edilgenlikten çıkabilmek ve etken bireyler olabilmek için daha mücadeleci olmamız gerekiyorsa öyle olmalıyız. Fikirlerimiz varsa kendimiz sunmalı ve uygulanana kadar da peşinde durmalıyız.  Yanlış hatırlayanlar olduğunda onlara doğruyu hatırlatmakla sorumluyuz ki onlar da farkındalık kazanabilsinler.</p>
<p>Kim ne derse desin dünya kötüye gitmiyor. Ama daha iyiye gidebilmesi için yapabileceğimiz bir şey varsa; o da haklıya hakkını iade etmektir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/neda-soydan/bu-kimin-fikri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Dikkat eksikliği, ilaçsız tedavi edilebilir mi?</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/dikkat-eksikligi-ilacsiz-tedavi-edilebilir-mi/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/dikkat-eksikligi-ilacsiz-tedavi-edilebilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 09:35:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Dr.Sabri Yurdakul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2478</guid>
		<description><![CDATA[
Bugüne kadar olan yazılarımda her zaman ilaç gerekmeyen durumlarda ilaç tedavisine karşı olduğumu ve ilaç dışındaki yöntemleri tercih ettiğimi anlatmıştım. Bugünde özellikle dikkat eksikliği tedavisinde ilaç gerekmeyen durumlarda neler yapılması gerektiğinden bahsetmek istiyorum.
Dikkat eksikliği 3 şekilde karşımıza çıkıyor. Birinci durum, hafif düzeyde olan çocukların sınavlarda basit hatalar yapabildikleri, kendi başına çok çalışmak istemedikleri ve kitap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/sabri-yurdakul.jpg" alt="" width="320" height="214" /></p>
<p>Bugüne kadar olan yazılarımda her zaman ilaç gerekmeyen durumlarda ilaç tedavisine karşı olduğumu ve ilaç dışındaki yöntemleri tercih ettiğimi anlatmıştım. Bugünde özellikle dikkat eksikliği tedavisinde ilaç gerekmeyen durumlarda neler yapılması gerektiğinden bahsetmek istiyorum.</p>
<p>Dikkat eksikliği 3 şekilde karşımıza çıkıyor. Birinci durum, hafif düzeyde olan çocukların sınavlarda basit hatalar yapabildikleri, kendi başına çok çalışmak istemedikleri ve kitap okuma konusunda zorluk yaşadıkları durum. Bu durumda çocuklara ilaç kullanmalarını önermek yerine çalışmaya kısa sürelerle ara vermelerini, sınavlarda yarım saatte bir,bir dakika dikkatlerini toparlayacak yöntemlerle sınava tekrar konsantre olmalarını, kitap okumaları isteniyorsa o zaman 4-5 sayfa kitap okuyup sonra tekrar ara vermelerini tavsiye ediyoruz.</p>
<p>Orta düzeyde olan dikkat eksikliğinde ise çocuklarımız ve gençler daha çok sıkılıyor. Dersin başında uzun süre oturamadıkları gibi, sınavlarda daha çok hatalar yapabiliyor. Ders çalışma konusunda daha isteksiz davranıyor, ders notları kötü olmasa bile aileler onların ders çalışmadıklarından yakınıyorlar. Bu durumdaki çocuklarımızda dikkatlerini ölçen bir test yapılması, dikkat eksikliğinin görsel mi işitsel mi olduğunun belirlenmesi ve dikkat eksikliği ne yönde ise o yönde yardım edilmesi gerekmektedir. Dikkat eksikliği işitsel yönde olan çocuklarımız özellikle sözel konularda daha başarısız olmakta, işittiklerini anlamakta zorlanmakta ve kitap okumak istememektedirler. Kitap okumakta zorlandıkları gibi, okuduklarını da çabuk unutmakta ve akıllarında kalmadığından şikayet etmektedirler. Bu çocukların genel olarak görsel dikkati daha iyi olmasına karşın işitme konusunda zorlukları onların sözel derslerinde başarısız olmalarına neden olmaktadır.</p>
<p>İşitsel yönden algılama sorunu olan çocuklarımızda ve gençlerimizde yapılan işitme testlerinde bir problem tespit edilemediği halde gene de dinleyerek ders çalışmada çok başarılı olamamakta, öğretmenin anlattıklarını unutabilmekte, kimi zaman bizi duymuyormuş hissine kapılmamıza neden olabilmektedirler. Bu durumda ki çocuklar da AIT (Auditory Integration Training) denilen yöntem ile işitsel algıları arttırılabilmektedir. Bu yöntemin uygulandığı çocuklarda işitsel algı artmakta, işitsel algı yükselmekle kalmadığı gibi genel dikkate de etki ederek genel dikkatleri artmakta ve dersin başında eskisi gibi sıkılmayarak ders çalışma konusunda aileleriyleyaşadıkları sıkıntılar da azalmaktadır.</p>
<p>AIT yöntemi uygulanan çocuklar dersleri daha dikkatli dinleyebildikleri gibi daha az sıkılmakta, ders başarıları yükselmekte ve bu nedenle kendilerine olan güvenleri daha çok artarak sınav kaygıları azalmaktadır. Toplam on saatlik olan bu sistem ya günde iki kez yarımşar saatlik seanslarla (aralarında 3 saat ara olmak kaydıyla) ya da günde yarım saatlik eğitimler halinde uygulanmaktadır. Kulaklıklarla özel olarak modüle edilmiş müziğin uygulandığı bu sistemde beynin işitme merkezleri uyarılarak işitsel algı yükseltilmekte ve bunun sonucu da ilaç gerektirmeyen durumlarda genel dikkat artarak daha dikkatli ve başarılı gençler haline gelmeleri sağlanmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak ilaç kullanma düzeyinde olmayan işitsel ağırlıklı AIT  yöntemi çocuklarımızın genel dikkatini de arttırarak onların başarılı olmalarını sağladığı gibi her şeyden önce okumaktan ve ders çalışmaktan duydukları sıkıntıyı ortadan kaldırarak derslerden nefret etmelerini engellemektedir. İlaç gerektirmeyen durumlarda uygulanan görsel algı yöntemlerinden gelecek yazılarımda bahsedeceğim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/dikkat-eksikligi-ilacsiz-tedavi-edilebilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bedenimi  dönüştürüyorum!</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/bedenimi-donusturuyorum/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/bedenimi-donusturuyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 09:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Gamze Sağıroğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2474</guid>
		<description><![CDATA[
Bize kaç yaşında olduğumuz bilgisi verilmeseydi acaba kendimize bakışımız nasıl olurdu?
Dünyanın kendisi ve güneş etrafındaki dönüşüyle hesaplanmış bir takvim yaşımız var.Yaş ilerledikçe neleri yitireceğimize dair modern tıbbın paylaşımları, çevremizde, ilerleyen yaşlarda olan kişilerin görüntüleri, okuduğumuz kaynaklar… Tüm bu gördüklerimiz, okuduklarımız, öğrendiklerimiz bedende yaş ile doğru orantılı olan yaşlanma sürecini anlatıyor. Peki yaşlanmaya bedenin bir koşullanma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/gamze1.jpg" alt="" width="300" height="171" /></p>
<p>Bize kaç yaşında olduğumuz bilgisi verilmeseydi acaba kendimize bakışımız nasıl olurdu?<br />
Dünyanın kendisi ve güneş etrafındaki dönüşüyle hesaplanmış bir takvim yaşımız var.Yaş ilerledikçe neleri yitireceğimize dair modern tıbbın paylaşımları, çevremizde, ilerleyen yaşlarda olan kişilerin görüntüleri, okuduğumuz kaynaklar… Tüm bu gördüklerimiz, okuduklarımız, öğrendiklerimiz bedende yaş ile doğru orantılı olan yaşlanma sürecini anlatıyor. Peki yaşlanmaya bedenin bir koşullanma tepkisi olarak baksak hayatımız nasıl değişirdi…<br />
Özellikle son iki yılımı bu konuyla ilgili çalışmalar yaparak geçirdim. Koç ve eğitmen kimliğimin yanında bir rüzgar sörfçüsü olmam ve pilates eğitmeni kimliğim, çalışmalarımı bu tecrübelerimle birleştirdiğimde bana bedenin, fiziksel ve zihinsel aktivitelerle biyolojik olarak, takvim yaşından çok daha, yaklaşık 10-15 yaş, gerisinden gelebildiğini gösterdi.</p>
<p>Peki nasıl oluyor da birkaç ay içerisinde  taze parlak bir cilt, arzu edilen, şekillenmiş, genetiğe meydan okuyan bir bedene sahip, zihinsel rahatlama ile yaşam enerjisi yükselmiş bir kişiye dönüşebiliyoruz? Bunu ilk olarak kendimde uygulayıp, başarıya ulaşınca yol arkadaşlığı yaptığım danışanlarıma uygulamaya başladım. İlk attığım adım, yaşlanmaya ve genetik özelliklere yaklaşım ve inanç sistemlerini sorgulamak oldu. Yaşlanma bir koşullanmış tepki olduğundan beynimiz bedensel tüm aktiviteleri bu şartlanma ve buna bağlı inançlar ile komuta ediyor.Bu durumda arzu ettiğimiz sağlıklı, fit, taze ve genç görünen bir beden için bizi sınırlayan inançlarımızdan özgürleşmek ve yeni inanç sistemimizi geliştirmek en doğru başlangıç noktası…Tabi bilinçli olarak “ben artık genç olacağım” demeniz yetmiyor. Bunu bilinçdışınız boyutunda kabul etmeniz gerekli… Bugün beynin olağanüstü özellikleri sayesinde bu inançları bilinçdışımızda dönüştürmek mümkün… Sadece değişim ve dönüşüm için istekli ve esnek olmak yeterli…<br />
Yeni inanç sistemimizi oluşturduktan sonra ikinci adım bedeni bir dönüşüm, zeka ve enerji alanı olarak algılamak…Böyle bir algının bize nasıl bir faydası olacak ? Bedenimiz etrafında bulunan bir enerji alanı var. Buna kısaca yaşam enerjisi diyelim. Yaşam enerjimiz bedensel aktivitelerimizi çok yakından etkiliyor.Hayal edin, stresli bir ortamda olmakla, keyifli ve huzurlu bir anda olmak arasında bedeniniz neleri farklı deneyimliyor? Bedeni bir dönüşüm alanı olarak algılama sebebimiz ise bedenin yapı taşları olan moleküllerin her nefes alış verişimizde yenilenmesi… Evet bedenimiz her daim bir dönüşüm hareketi içinde… Yapılan araştırmalar 1 yılda bedendeki %98 oranındaki molekülün yenilendiğini söylüyor. Bu da aldığımız nefesin kalitesinin ve nasıl bir duygu durumuyla aldığımızın önemini ortaya koyuyor. Bedeni oluşturan hücrelerimize bakınca ne kadar büyük bir uyum, yaratım, alışveriş ve farklılaşma ile büyük bir zekayı temsil ettiklerini görebiliriz. Bugüne kadar hiç yemediğimiz bir besini yesek bile hücreler bunu bedende sindirebiliyor, bedende oluşan herhangi bir olumsuz durumu ortadan kaldırmak için anında harekete geçiyorlar, tüm bedensel aktivitelerimiz için bir bütün olarak hareket ediyorlar. İşte bu açıdan baktığımızda bedenimizi hangi yaşta olursak olalım genç, zinde ve sağlıklı tutabilmek mümkün. Çünkü bütün yönetim bu üç özellikle gerçekleşiyor. Enerjimizi yüksek tuttuğumuzda, dış dünyadan aldıklarımıza özen gösterdiğimizde, beden daha güçlü besleniyor ve istediğimiz şekilde dönüşüm sağlayabiliyoruz.</p>
<p>Bedenimizi bu şekilde algıladıktan sonra beden için egzersiz önemli bir adım… Spor ve egzersizi yaşam tarzınız olarak benimsemek günlük aktiviteleriniz içinde size zor gibi görünse de haftada  uyku dışında geçirdiğiniz ortalama 120 saatin minimum 2 maksimum 5 saatini kendinize ayırmak genç bir beden ve beyin için değer görünüyor. Ne dersiniz?</p>
<p>Diğer bir adım ise bedeni ve zihni dinlendirme süreci … Bu süreci çeşitli zihinsel aktiviteler, dinlendirici pilates, beynin  sağ ve sol lobunun dengeli kullanımını sağlayan yoga, tai chi, yogalates ve farklı içeriklere sahip meditasyonlar ile gerçekleştirebiliyoruz. Ayrıca, derin uykuyu bedeninizin deneyimlemesi gençleşme aşamalarının olmazsa olmazları… Elbette  eğer yaşadığınız stres, endişe ile ilgili uyku sorunlarınız varsa yaşamınıza aldığınız bu yenilikler sayesinde kısa zamanda derin ve sağlıklı uykuyu hayatınıza almış olacaksınız.</p>
<p>Bedensel özelliklerimizi arzu ettiğimiz yere getirmenin en önemli adımı bedeni ve zihni bir bütün olarak kabul etmekten geçiyor. Bu “hissettiğiniz yaş” duygusuyla çok bağlantılı olsa da hem olmak istediğiniz yaşta hissetmek hem de  bulunduğunuz yaşın 10-15 yaş gerisindeki sağlığı ve görünümü muhafaza ederek yaşamınızı çok eğlenceli ve keyifli geçirebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/bedenimi-donusturuyorum/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl çocuk yaparken düşünüyorsa insan, evine hayvan almayı da 2 kez düşünmeli&#8230;</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/nasil-cocuk-yaparken-dusunuyorsa-insan-evine-hayvan-almayi-da-2-kez-dusunmeli/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/nasil-cocuk-yaparken-dusunuyorsa-insan-evine-hayvan-almayi-da-2-kez-dusunmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 10:24:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Adnan Menderes Yıldırım]]></category>

		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>

		<category><![CDATA[Dilek Gündoğan]]></category>

		<category><![CDATA[Ömür Gedik Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2459</guid>
		<description><![CDATA[Aslında onun bir çok ünvanı var. Biz hangisiyle başlayalım bilemedik&#8230; Köşe Yazarı, Sinema Eleştirmeni, TV Program Sunucusu, Şarkıcı ve son derece iyi bir hayvan hakları savunucusu&#8230; Ömür Gedik’le Beykoz’daki evinde keyifli bir sohbet ettik&#8230; Keyifle okuyunuz efendim&#8230;

Sizi TV programlarınızdan ve son zamanlarda HAÇİKO Derneği projesi kapsamında çıkardığınız albümünüzden tanıyoruz, Ömür Gedik’i bir de sizden dinleyebilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Aslında onun bir çok ünvanı var. Biz hangisiyle başlayalım bilemedik&#8230; Köşe Yazarı, Sinema Eleştirmeni, TV Program Sunucusu, Şarkıcı ve son derece iyi bir hayvan hakları savunucusu&#8230; Ömür Gedik’le Beykoz’daki evinde keyifli bir sohbet ettik&#8230; Keyifle okuyunuz efendim&#8230;</strong></em></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/dilekgundogan1.jpg" alt="" width="295" height="216" /></p>
<p><strong>Sizi TV programlarınızdan ve son zamanlarda HAÇİKO Derneği projesi kapsamında çıkardığınız albümünüzden tanıyoruz, Ömür Gedik’i bir de sizden dinleyebilir miyiz?</strong><br />
Erenköy’de tek katlı bahçeli bir evde büyüdüm. Bahçesinde meyve ağaçlarının, horoz, tavuk ve civcivlerin bulunduğu, ağaca çıktığımız, sokakta misket oynadığımız, top oynadığımız, hayvanlarla iç içe olduğum, hatta bir su göletinde bulunan kurbağa yavrularını kurtardığım, yani şimdiki çocukların yapamadığını yapabilen çok güzel bir çocukluk geçirdim. Belki de hayvan sevgimin de o zamanlardan geldiğini düşünüyorum. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili Edebiyatı bölümünde okurken iki şey benim için çok önemliydi; birincisi sinema Yavuzer Çetinkaya’nın sinema derslerini alıyordum. Amerikalı bir öğretmenimizden yaratıcı yazım dersleri alıyordum. Senaryo ve küçük hikayeler yazıyorduk. İkincisi tabi en büyük tutkum olan müzik&#8230; Hatta üniversitede ilk müzik kulübüne kaydımı Teoman yapmıştı. Sonrasında kulübün yönetim kurulunda yer alarak, Boğaziçi Üniversitesi mavi topluluk rock korosunda 10 yıl şarkı söyledim.</p>
<p><strong>Gazetede yazarlık süreciniz nasıl oldu?</strong><br />
Okul bittikten sonra önce Sabah gazetesi dergi grubunda yazı işlerinde başladım. Sonrasında ise Hürriyet gazetesinde önce bilim dergisi yazı kurulunda çalıştım. Daha sonra Kültür Sanat bölümüne geçtim. Ülkedeki krizden etkilenerek dergi kapandı ve biz eklere dağıldık, bende bu süreçte sinema yazarlığına ağırlık vermeye başladım. Halen yoğun bir şekilde devam ediyor. Şu an da festival zamanı ve 31. İstanbul Film Festivalleri programım da bazen sabah 10.30’da bazen öğleden sonra basın gösterimimiz oluyor ve mutlaka günde 3 film izliyorum ve yazıyorum. Dün İzlediğim Zeki Demirkul’un “Yeraltı” filminden bahsetmek isterim. Mutlaka izlenmesi gereken bir film&#8230; Festivalin ulusal alandaki kulvarında yarışıyor ve yakın zamanda vizyonda da olacak.</p>
<p><strong>En Son Kanal D de sunuculuğunu yapmış olduğunuz “Cinemania” programında konuğunuz olan ‘Şahane Misafir’ adlı filmin yönetmeni Ferzan Özpetek ve oyuncularından Cem Yılmaz’ı konuk ettiniz. Filmi ve Cem Yılmaz’ın oyunculuğunu nasıl buldunuz?</strong><br />
Ferzan Özpetek’in tabi her filmi başka bir şölen ve bu filmde de öyle olmuş. İçinde komedinin de dramında harmanlandığı, keyifle izlenen güzel ve ilginç bir film. Müzikler Sezen Aksu imzalı ve Filmle bütünleşen şarkıları yer almış. Cem Yılmaz ilginç bir portre çizmiş. Hiç İtalyanca bilmeden vücut dili dahil çok güzel oynamış. Çok başarılı buldum.</p>
<p><strong>31. Film festivalinde yer alan sizinde izlemiş olduğunuz ‘ İstanbul Sokak köpekleri ’ gibi bir belgesel çekmeyi düşündünüz mü?</strong><br />
Buna benzer bir çalışmamız oldu. Bir telefon markası ve benim Twitter’dan 3 takipçim ile birlikte Bolluca Ormanları’ndaki, sokak köpeklerinin ne durumda olduklarını bilgilendiren bir belgesel çektik. Kurucusu olduğum, Haçiko Derneği’nin web sitesinde  www.haciko.org sitesinden izlenebilinir.<br />
<strong>Kurucusu olduğunuz Haçiko Derneğinizin ismine nasıl karar verdiniz?</strong><br />
Etkisinde kaldığım bir Japon filmi var daha sonra Richart Gere’nin rol aldığı Amerikan versiyonu çekildi. Bu filmin etkisinde kalarak Haçiko ismini koymaya kararlıydım fakat açılımını,  Haçiko yani Hayvanları Çaresizlikten ve İlgisizlikten Koruma Derneği ismini ise Sinan Akçıl buldu.<br />
<strong>Haçiko Derneği yararına bir çok sanatçı dostlarınızla ortak çalışmalar, konser ve albüm yapmaya devam ediyorsunuz. Elde edilen gelirlerle yaptığınız ve yapılacak projelerden bahseder misiniz?</strong><br />
Lokantalardan, otellerden ve AVM’lerden her gün tonlarca yiyecek çöpe atılıyor ve biz önce yeni kurulan bir dernek olarak bir araba edindik. Bu gerçekten önemli bir şey ve bu araba her gün İstanbul’u dolaşarak çeşitli lokantalarından, kasaplardan, AVM’lerden atılan yiyecekleri alıp ormanlara ve barınaklara götürüyor. Aslında ciddi bir masraf gerektiriyor, çünkü benzin sponsorumuz vardı, maalesef artık yok. Aynı zamanda ilaç ve vitaminde götürüyoruz. Zaten derneğinde masrafları var. Ormanlara atılan yavruların sayısı o kadar çok ki ve özellikle orman yolu sürekli kamyonların gidip geldiği işlek bir yol ve bu hayvanlarda şehirden birden ormana atıldıkları için otoban yoluna çıkmamaları gerektiğini bilmiyorlar ve o kamyonların altında çoğu ölebiliyor ve ölmeyenlerin yaralı kalanların ise tedavilerini yine dernek olarak üstleniyoruz. Ayrıca şehir dışına da çok yiyecek, mama gönderdiğimiz oluyor. Maalesef şu anda sadece İstanbul’a yetişebiliyoruz ama ben Kayseri’den de çok hayvan tedavi ettirdiğimi biliyorum. Van depremi sırasında da yine dernek olarak çadırda yaşayan insanlara, bebeklere Haçiko Derneği olarak da yardımda bulunduk. Elde edilen gelirlerimiz bu şekilde kanalize oluyor ama tabii ki benim amacım çok daha fazla para kazanıp Haçiko’nun kendi barınağını açmak.<br />
<strong> Konserlerden elde edilen gelirler, konserin yapıldığı İlin barınaklarına gidiyor, bu bağlamdaki yapmış olduğunuz çalışmalardan bahseder misiniz?</strong><br />
En büyük eksiklik insanların barınaklara gitmiyor olması, oradaki sefaleti, hayvanların içler acısı durumundan kimsenin haberi yok zaten çoğu barınak insanların gelmesini istemiyor. Çünkü halleri içler acısı gerçektende ve benim amacım barınaklara daha çok gönüllünün ve hayvan severin ziyaret etmesini sağlamak. Genelde dernek olarak bütün masraflarını üstleniyoruz, yiyecek olsun aşısı olsun tedavisi olsun, vitamini olsun temin etmek ve asıl amacım ise barınaktaki hayvanları sertifika ile sahiplendirmek; ama bu evlerine götürmek hediye etmek şeklinde değil çünkü eve bir hayvan almak büyük bir sorumluluk, nasıl çocuk yaparken düşünüyorsa, hazırlanıyorsa insan, evine bir hayvan almayı da düşünmeli, ve bu sorumluluğu almalı onun için bence hazır olmayan bir eve hayvan hediye etmek çok yanlış. Biz şu şekilde ilerliyoruz, barınaktaki hayvanın tüm masraflarını karşılıyoruz lütfen gidin barınaktaki şu hayvan sizindir istediğiniz zaman gidip sevebilir, ilgilenebilir birlikte vakit geçirebilirsiniz diyoruz hatta, tasmasını hediye ediyoruz, su mama kaplarını hediye ediyoruz. Konserlerimizi hangi ilde ya da bölgede yaptıysak, hayvanseverleri o bölgedeki barınaklara yönlendirmeye çalışıyorum. Antalya’da olsun, Ankara’da olsun; mesela 2 Mayısta Bursa’da Hayal Kahvesi’nde bir konserimiz olacak, orda da bu şekilde insanları oradaki barınaklara yönlendirmeye çalışacağız.<br />
<strong> Hop dedik orda kal albümünüzde kimlerle çalıştınız? Bu albümün oluşum sürecinden bahseder misiniz?</strong><br />
Sezen Aksu bestesini Teoman ile söyledik. Fikret Kızılok bestesi “Aşk Varya” isimli şarkıyı Burak Kut ile söyledik. Sözleri Halil Sezai’nin, Saki Çimen bestesi olan Paramparça şarkısını yine Halil Sezai ile birlikte söyledik. Türkiye’nin en iyi aranjörlerinden Ozan Çolakoğlu ve Sadun Ersönmez ile çalıştık. Albüm çok önemli bir firma olan DMC’den çıktı,  özenle, titizlikle çalıştık. Gerçekten içimize sinen, profesyonel bir iş ortaya çıkardık. Fotoğraf çekimlerimizi ise önemli bir fotoğrafçı olan Tamer Yılmaz yaptı.<br />
Uluslararası alanda yayın yapan Animal Planet’ın Türkiye yüzü seçildiniz. Bu bağlamda yapmış olduğunuz projeleriniz ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?<br />
Animal Planet ile ortak projeler yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim. Şuanda Türkiye’ye Discovery Channel ile Türkçe yayın yapmaya başladılar. Bu bağlamda ben sadece yüzü olarak kalmak değil ortak bir proje yapmayı istiyorum. Çünkü özellikle AB sürecinde, Türkiye’deki sokak köpeklerinin durumu kara listeye alınmış durumda ve bunun düzeltilmesi gerekiyor. Yine birçok ülke Türkiye’deki barınakların,  gerek sokaktaki hayvanların durumunun gerek belediyelerin ve insanların sokak hayvanlarına olan tavırlarını iyi bulmuyorlar ve kesinlikle düzelmesi gerekiyor. Bu anlamda yabancı bir sermaye ve kuruluş ile Türkiye’de ortak bir çalışma hem benim için hem de onlar adına güzel projeler yapmak gerektiğine inanıyorum.<br />
<strong> Bir internet sitesinde; “Ömür Gedik neden çok seviliyor?” sorusunun cevapları şu şekilde idi. Biz de bu soruyu size sormak istedik. Sizce hangi yönünüz daha çok seviliyor?</strong><br />
-    Samimi, Sevecen ve kültürlü olduğu için,<br />
-    Özel hayatını işine yansıtmadığı ve başarılı olduğu için,<br />
-    Karizmatik, çekici bir havası olduğu için,<br />
-    Türkçeyi kusursuz kullanması, bilgili sürekli kendini geliştirdiği ve yaptığı işten anladığı için,<br />
-    Fikirlerini çok yönlü iletmesi, etkili beden ses, bilgi dağarcığını çok iyi kullandığı için,<br />
-    İşine ve insanlara, hayvanlara, çevresine saygılı olduğu için çok seviyorum ve başarılı buluyorum.</p>
<p><strong>Peki Ömür Gedik hangi yönünü daha çok seviyor?</strong><br />
Herkese çok teşekkür ederim. Benim en çok sevdiğim yönüm ise;  çok çalışırım ve çok araştırırım o yönümü seviyorum, en çok sevdiğim özelliğim hayvanlara karşı çok duyarlı oluşum, İşimi seviyorum, Kendimi seviyorum.<br />
<strong>Son olarak dağıtım yaptığımız bölgede Etiler, Ulus, Bebek bölgesinde nerelere gelirsiniz?</strong><br />
Hayatımın çoğu aslında Etiler’de geçiyor. Levent Tenis kulübüne çok sık gidiyorum. Eski okul alışkanlığından kalma sanırım Boğaziçi Üniversitesi bahar festivallerine katılmaya çalışıyorum. Akmerkez’e ve Bebek’ deki cafelere çok geliyorum.</p>
<p><strong>Röportaj: Dilek Gündoğan</strong></p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.etilife.com/wp-content/dilek-gundogan.jpg" alt="" width="263" height="392" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/nasil-cocuk-yaparken-dusunuyorsa-insan-evine-hayvan-almayi-da-2-kez-dusunmeli/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>‘Oyuncudan önce Sunucuyum’</title>
		<link>http://www.etilife.com/aktuel/%e2%80%98oyuncudan-once-sunucuyum%e2%80%99-2/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/aktuel/%e2%80%98oyuncudan-once-sunucuyum%e2%80%99-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 11:16:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Aktüel]]></category>

		<category><![CDATA[Güldeniz Fırat]]></category>

		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<category><![CDATA[Vatan Şaşmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2447</guid>
		<description><![CDATA[
Vatan Şaşmaz, 9 Mart’ta vizyona girecek olan ‘Seninki Kaç Para?’ isimli filmde ruhunu şeytan satmak zorunda kalan ‘Cemil’ karakterini canlandırıyor. Komediden sonra drama rolünde karşımıza çıkan Vatan Şaşmaz oyuncudan önce sunucu olduğunun altını çizdi.
Sunucu olmaya nasıl karar verdiniz? Ve meslek hayatınızda ‘Vatan Şaşmaz’ı etkileyen en önemli olay nedir? 
Ben İ.Ü. İşletme Fakültesi’nde okuyordum. 93 yılında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/vatan-sasmaz.jpg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p><em><strong>Vatan Şaşmaz, 9 Mart’ta vizyona girecek olan ‘Seninki Kaç Para?’ isimli filmde ruhunu şeytan satmak zorunda kalan ‘Cemil’ karakterini canlandırıyor. Komediden sonra drama rolünde ka</strong></em><em><strong>rşımıza çıkan Vatan Şaşmaz oyuncudan önce sunucu olduğunun altını çizdi.</strong></em></p>
<p><strong>Sunucu olmaya nasıl karar verdiniz? Ve meslek hayatınızda ‘Vatan Şaşmaz’ı etkileyen en önemli olay nedir? </strong></p>
<p>Ben İ.Ü. İşletme Fakültesi’nde okuyordum. 93 yılında Deniz Tüney Mankenlik ve Fotomodellik Ajansı’na yazıldım. İyi bir ajanstı. Uzunca bir süre çeşitli reklam filmleri, video klipler, kataloglar çekimlerinde yer aldım. Sonra 1996’da üniversiteyi bitirince 1-1.5 sene aracı bir kurumda borsacı, yatırım danışmanı, dealer olarak çalıştım. Sonra dedim ki ben Ne yapıyorum ya? Bu benim işim değil, rakamlar, para, kaybetmek-kazanmak. Bir gün ben işi yapmayacağım dedim ve bıraktım işi. Ben ne yapabilirim diye düşünürken Erkekler Klubü fikri geldi. Gittim, kendime bir sponsor buldum. Erkeklere özel kültür, sanat, yaşam, magazin üzerine bir programı yazdım. Kanal 6’ya sundum. 13.bölümü çekerken 17 Ağustos depremi oldu. Depremden hemen bir gün sonra canlı yayına çıkmak zorunda kaldım. 75 programdan sonra ATV’ ye geçtim. Yılbaşında ATV’ den Özel Hat’ın teklifi geldi. Deprem beni en çok etkileyen olay diyebilirim. Sunuculuk da bu şekilde gelişti.</p>
<p><strong>Sunuculuk, oyunculuk, yazarlık, mankenlik ve fotomodellik yapmış biri olarak siz kendinizi hangisine daha yakın görüyorsunuz?</strong><br />
Öncelikle belirtmeliyim ki, ben isini iyi yapan ve çok seven başarılı bir sunucuyum, kariyerimde hep öncelikli olarak sunuculuk geldi oyunculuk daha sonra. Çünkü bir işi kaliteli bir şekilde yapmak için birçok rolde yer almak gerekiyor.  Bu işe yıllarını vermiş bir Haluk Bilginer ile Kıvanç Tatlıtuğ kıyaslanamaz.  Kitabım güzel satsa da,  fotomodellik yapsam da, oyuncu da olsam ben sunucuyum.<br />
<strong>Sosyal yönleriyle Vatan Şaşmaz neler yapar? Nasıl biridir?</strong><br />
Kitabini okuyan, düzenli sporunu yapan, köpeği Zino ile vakit geçiren eşi ile kısa yurt dışı seyahatleri yapan, ama hayatinin 3/2 si iş olan bol bol çalışan, çekimlere ve sunuculuklara yetişmek için oradan oraya koşuşturan biriyim. Ama özünde iyi niyetli birisi diyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Olmazsa olmaz dediğiniz şeyler?</strong></p>
<p>Köpeğim Zino.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/vatan-sasmaz02.jpg" alt="" width="161" height="243" /><br />
<strong>Aileniz… Evliliğiniz…</strong></p>
<p>Hepsinden önce onu severim. Çünkü onun benden başka kimsesi yok. Evliliğim maşallah iyi gidiyor. Biz normal yaşantımız gibi devam ettik. Güzel gidiyor.</p>
<p><strong>Ünlü olmanın en zor yanı nedir?</strong><br />
Yorucu olmasıdır. Aslında ünlü olmaya çalışmak zor değildir, ünlü olmak zordur. Sürekli gözlerinizin üzerinde olduğunu hissettiğiniz zaman hareketlerinize ister istemez dikkat etmek zorunda kalıyorsunuz. Her an eleştirilere maruz kalabiliyorsunuz.</p>
<p><strong>Çocuklar Duymasın ‘Engin’ karakteriyle komedi rolünde yer almıştınız. Şimdi ise ‘Seninki kaç para?’ Filminde dramı oynuyorsunuz neden?</strong><br />
Rolü doğru bir şekilde üzerine giydirebilmek çok önemli. Her rolü oynayabildiğiniz zaman asıl oyuncu oluyorsunuz. Haluk Abi gibi… Asıl mesleğim sunuculuk, oyunculuk adına kendimi farklı rollerde görmek istiyorum.</p>
<p><strong>Filmin konusu nedir? Ne zaman vizyona giriyor?</strong><br />
Hayatta maddi ve manevi olarak dibe vurduğunuz anı düşünün. Sonra enteresan görünümlü bir adam çıkıp size her şeyin yoluna gireceğini, tüm sorunlarınızı çözebileceğini vaad ediyor. Ama elbette karşılığında bir şartı var. Ruhunuzu O’na, yani Şeytan’a satacaksınız. İşte Cemil yani ben ruhumu şeytana satan adam oluyorum. Aslında hayatın içinde yaşadığımız çoğu şeylerde biz de ruhumuzu şeytana satmıyor muyuz? Düşüncesi üzerine kurulu bir film.  Cemil ruhunu şeytana sattıktan sonra komik olaylar zinciri başlar. Öncelikle Teoman olmak üzere bütün borçlarını öder. Kalan parasını da kadın ve eğlenceyle tüketmeye başlar. Ama hesaba katmadığı bir şey vardır. Anlaşma yaptığı kişi şeytandır ve oyunu kurallarına göre oynamayacaktır. 9 Mart’ta sinemalarda.</p>
<p><strong>Mesleğinize nasıl başladıysanız o mütevazilikle duruyorsunuz…</strong><strong> Magazin boyutunuz bile ciddi. Bunu nasıl başarıyorsunuz?</strong><br />
Bunun için çok özel bir çaba sarf etmiyorum. Olduğum gibi görünüyorum.</p>
<p><strong>Böbreklerinizi bağışladınız, askerliğinizi çok zor bir yerde yaptınız… Duyarlı bir yapınız var… </strong><br />
Temel eğitimin aileden geldiğine inanırım. Ben de bu şekilde yetişmeyi anneme borçluyum.</p>
<p><strong>Geleceğe yönelik projeler nelerdir?</strong><br />
Yeni sezonda Eylül ayında yeni bir dizi de rol alacağım. İsmi sır şimdilik.</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.etilife.com/wp-content/guldeniz-firat2.jpg" alt="" width="500" height="335" /></p>
<p><strong>Röportaj: Güldeniz Fırat</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/aktuel/%e2%80%98oyuncudan-once-sunucuyum%e2%80%99-2/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mükemmel köftenin ipuçları</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/ozgur-sef/mukemmel-koftenin-ipuclari/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/ozgur-sef/mukemmel-koftenin-ipuclari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 13:18:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Özgür Şef]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2444</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle etimizi iyi seçmeliyiz. Köfteyi kesinlikle hemen pişirmeyin, bir gün bekletin. Köfte ne olursa olsun ağır ateşte pişmelidir
Yazı yazmaya başlamadan önce kendime sorular sorarım: “Ben en çok ne yemekten keyif duyarım?” diye. Sorumun cevabına göre de yazım şekillenir. Bugün daha önce de konu ettiğim köfte yapmanın sırlarını birkaç maddede ele almak istiyorum. Aslında basit gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle etimizi iyi seçmeliyiz. Köfteyi kesinlikle hemen pişirmeyin, bir gün bekletin. Köfte ne olursa olsun ağır ateşte pişmelidir</p>
<p>Yazı yazmaya başlamadan önce kendime sorular sorarım: “Ben en çok ne yemekten keyif duyarım?” diye. Sorumun cevabına göre de yazım şekillenir. Bugün daha önce de konu ettiğim köfte yapmanın sırlarını birkaç maddede ele almak istiyorum. Aslında basit gibi geliyor ama bu noktaları yakalayarak mükemmel köfteye ulaşmam yıllarımı aldı. Ben keşfettim, şimdi sizinle paylaşıyorum. Türk tipi köfte yapmak için  nelere dikkat etmeli?</p>
<p>Şimdiden uyarıyorum bu yolu izleyerek köfte yaparsanız başka yerde köfte yiyemezsiniz!</p>
<p>1-Öncelikle etimizi iyi seçmeliyiz, o yüzden sizi iyi tanıyan kasabınıza doğru yola çıkın.</p>
<p>2-Kasaba girdikten sonra tezgahın sol tarafında duran rulo haline  getirilmiş etlerden en az bir kilo rica edin. Rulo yapılan etler döş etidir, az yağlı olanını seçin.</p>
<p>3-Döş etini kıyma makinesindan iki kere çektirin.</p>
<p>4-Bakın burası  önemli; bir kilo için 200 gram kadar  kavram yağı isteyin ve iki kere çektirin.</p>
<p>5-Evde kıymayı ve yağı birkaç dakika yoğurup dolaba kaldırın.</p>
<p>6-İki adet soğanı çok minik doğrayıp buzdolabında dinlendirin. Eğer bir gün bekletirseniz daha güzel   olur. Soğanın suyunu sıkın, bize soğanın kendisi lazım.</p>
<p>7-Şimdi sıra baharatları karıştırmaya geldi; bir tatlı kaşığı kimyon, bir çay kaşığı karabiber, bir tatlı kaşığı toz kırmızı biber, bir tutam kekik eğer seviyorsanız bir çay kaşığı toz kişniş ve bir çorba kaşığı galeta unu.</p>
<p>8-Yumurta kullanmayın çünkü yumurta durdukça kokusu ağırlaşır bizim köftemiz bir gün bekleyecek.</p>
<p>9-Baharatları kıymanın üzerine dökün, eğer köftemizin bir parça sert olmasını istiyorsanız bir paket kabartma tozu kullanabilirsiniz.</p>
<p>10-Köfteyi 10 dakika durmadan yoğurun sonra buzdolabına koyun 15 dakika bekleyip tekrar  10 dakika daha yoğurun.</p>
<p>11-Köfteyi kesinlikle hemen  pişirmeyin, bir gün bekletin daha sonra pişirin.</p>
<p>12-Köfteyi yaklaşık 50 gramlık toplar halinde yuvarlayın. Elinizle bastırarak her tarafını eşit kalınlığa getirin.</p>
<p>13-En güzel köfte kömür ızgarasında pişendir, ama evde kömür ızgarası yapamıyorsanız kavram yağının oranını biraz azaltın.</p>
<p>14-Döküm tavanız varsa ızgaraya en yakın tadı alırsınız ama köfte ne olursa olsun ağır ateşte pişmelidir.</p>
<p>15-Piştikten sonra sıcak tabakta  servis edin ve fazla bekletmeyin çünkü birkaç dakika sonra köftedeki yağlar donar, görüntü matlaşır ve  köfte sertleşir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/ozgur-sef/mukemmel-koftenin-ipuclari/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kadının dişil ruhu ile tanışması</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/gamze-sagiroglu/kadinin-disil-ruhu-ile-tanismasi/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/gamze-sagiroglu/kadinin-disil-ruhu-ile-tanismasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 13:18:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Gamze Sağıroğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2442</guid>
		<description><![CDATA[
İçimdeki vahşi kadını keşfedene kadar yaşadığım hayat ile, onu keşfedip, hasretle sarılıp, özlem gidermeye başladığımdan beri yaşam bana bambaşka bir tat veriyor… Kendinizi yeni baştan yaratabilirsiniz…
O,  kadının derinlerde yatan kırsal yaşam alanı&#8230; Vahşi doğanın ilkeleriyle, özgürlüğü ile, neşesi, sıcaklığı, doğallığı ile kurduğu bir hayat… Dişil ruhtan bahsediyorum. Onu gerçekten keşfetmeyi kaç kadın başarabiliyor?
Kadın için biçilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://www.etilife.com/wp-content/gamze1.jpg" alt="" width="300" height="171" /></p>
<p>İçimdeki vahşi kadını keşfedene kadar yaşadığım hayat ile, onu keşfedip, hasretle sarılıp, özlem gidermeye başladığımdan beri yaşam bana bambaşka bir tat veriyor… Kendinizi yeni baştan yaratabilirsiniz…</p>
<p>O,  kadının derinlerde yatan kırsal yaşam alanı&#8230; Vahşi doğanın ilkeleriyle, özgürlüğü ile, neşesi, sıcaklığı, doğallığı ile kurduğu bir hayat… Dişil ruhtan bahsediyorum. Onu gerçekten keşfetmeyi kaç kadın başarabiliyor?</p>
<p>Kadın için biçilen rollerin elbiselerini üzerimize giyiyoruz. Peki dişil ruhumuzun derinliklerinden gelen istek ve arzularımıza ne kadar ulaşabiliyor ve onları elde etmek için nasıl harekete geçiyoruz?</p>
<p>Eski çağlardan bugüne kadar inançlar, sınırlandırmalar, kadını belli bir kalıba sokmuştur. Bu kalıplar kadının içindeki özgür ve “neyse o” olan tarafını çok derinlere gömmesine sebep olmuştur. Kadın, içindeki vahşi kadına, yani dişil ruhuna ulaşmak için öncelikle, içinde var olan ve doğuştan gelen, tüm kavşaklarda çıkmaz yol gibi karşısına çıkan, kendi olmasını engelleyen tarafını kontrol altında tutmalı ve onu denetleyebilmelidir. Kadının bu tarafı, kadının, kendisine tepside sunulan zengin bir yaşamla, sadece cinsel açıdan doyum sağlayan bir ilişkiyle veya prestij getiren bir iş yaşantısı yada bunun gibi güzelliklerle cezbedilmesine sebep olur. Gerçekten kadının istediği nedir? İçinde, istediği yaşamı görmesi, duyması ve hissetmesi için haykıran iç sesi, iç görüsünü dikkate aldığında kilitli kapıların arkasındaki “Görünenin ardındaki gerçeği”  görmeye başlayacaktır. Burası, dişil ruha ilk adımı attığı noktadır. Atılan ilk adım gitmekle kalmak arasında bir karar aşamasıdır. O an, olacaklardan ürkerek, geri adım atarak kapıyı kapatsa da iç dünyasında gördükleri, asla kadını terk etmeyecektir. Çünkü o, kadının arzuladığı hayattır.</p>
<p>Kadın kapının ardındaki dünyada var olabilmek için sezgilerini kullanmalıdır. Sezgi Vahşi kadının içsesini, içgörüsü ve bilgeliğini temsil eder. Hangi yoldan gideceğinin kararını almasını sağlar. Kapının arkasına geçmek kadının ruhunda yapacağı bir temizlikle başlar. Seçimlerini netleştirir, hayatından çıkması gerekenleri ayıklar, yeni fikirler yaratır, yaşam amacını keşfeder, korku ve endişelerinden bağımsızlaşır. İçinde yeniden yaktığı yaşam ateşi ile ona bugüne kadar kendi olmadığı yaşamı yaratan her şeyden kurtulur. İçindeki bu vahşi dünya ile dış dünyası arasındaki dengeyi kurar ve yoluna devam eder.</p>
<p>Artık kadın, onu olduğu gibi, kendisi gibi kabul eden, kadının içindeki bu derin dişil ruhu keşfetmeyi başaran, bunu keşfetmek isteyen eşlere, ilişkilere, işlere ve yaşama evet diyecektir. Tüm bunlara evet diyecek olan kadın kendi olduğu için kendi olabilen her şeyi de saygı ile karşılayacaktır.</p>
<p>Sevgilerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/gamze-sagiroglu/kadinin-disil-ruhu-ile-tanismasi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilik Korkusu</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/selin-ozkok-karacehennem/evlilik-korkusu/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/selin-ozkok-karacehennem/evlilik-korkusu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 13:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Selin Özkök Karacehennem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/kose-yazarlari/selin-ozkok-karacehennem/evlilik-korkusu/</guid>
		<description><![CDATA[Neden korkarız? Eşimizin bize ihanet etmesinden, aldatmasından, sevmeyeceğinden, bıkacağından, bize fiziksel veya ruhsal şiddet uygulamasından ve daha nice şeylerden korkarız.
Korku deyince akla güç geliyor. Yani güçlü kişinin diğerine yaptığı veya yapacağı şiddet&#8230; Evet, doğa, erkeği fiziksel güç olarak karısından daha kuvvetli yapıyor. En çelimsiz erkek bile kadından daha güçlü ve dayanıklı oluyor. Tabii dünyanın neresine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neden korkarız? Eşimizin bize ihanet etmesinden, aldatmasından, sevmeyeceğinden, bıkacağından, bize fiziksel veya ruhsal şiddet uygulamasından ve daha nice şeylerden korkarız.</p>
<p>Korku deyince akla güç geliyor. Yani güçlü kişinin diğerine yaptığı veya yapacağı şiddet&#8230; Evet, doğa, erkeği fiziksel güç olarak karısından daha kuvvetli yapıyor. En çelimsiz erkek bile kadından daha güçlü ve dayanıklı oluyor. Tabii dünyanın neresine giderseniz gidin güç, bir yerde zayıfı eziyor. Ailede bile eğer anne, babadan dayak yerse o da çocuğunu eziyor. Çocuk da belki küçük kardeşinden alıyor hıncını. Bu bir tabiat kanunu ama biz töre, adet, görgü, eğitim, mantık, terbiye ile her zaman bu orman kanununu uygulamıyoruz. Uygulayanlar, karşılığında, nefret, korku, hınç, kin gibi duygular elde ediyorlar. Yalnız o kadar mı? Eziklik, yalnızlık, güçsüzlük, saygısızlık, insanlık onurunu hiçe saymak ve aklıma gelen daha binlerce hususu da eşe veriyorlar. Kendini zavallı hisseden, inisiyatifini kullanamayan, diyalog kuramayan kadın bu eşe ne yapar? Bu evliliğe nasıl katkıda bulunur? &#8220;Rüzgâr eken fırtına biçer.&#8221; Fiziksel korku ile yoğrulan bir evlilikten ancak nefret çıkar.</p>
<p>Zaman zaman korkularımıza şüphe de karışır. Eşimiz ya bizi artık sevmiyorsa, ya hayatında biri varsa, ya bizi güzel, akıllı, yakışıklı bulmuyorsa, bizden memnun değilse diye korkarız. En mühimi de bizi terk edeceğini sanırız. Bu sebepten de devamlı korku, endişe içinde huzursuz oluruz.</p>
<p>Bu tip korkulara, çoğu zaman neden kapıldığımızı kestiremeyiz. Acaba niye bizi güzel-yakışıklı bulmuyor? Gözleri mi şaşılaşmıştır? Veya biz mi yaşlanıyoruz, şişmanlıyoruz, kendimize artık bakmıyoruz, kılık kıyafetimizi pek önemsemiyoruz, hijyen deseniz hak getire. Yemek kokan bir kadın, ter kokan bir erkek, dağınık saç baş karşılıklı olarak şahıslara ne hissi verir? Boşlanmış, önem verilmemiş, değerli bulunmamış hislerine kapılan eşler belki de hakikaten gözlerini dışarı kaydırır. Doğrusu korkmakta haklısınız, ama kabahatin hepsi karşımızdakinde mi?  Buna bizim katkımız ne kadar?</p>
<p>Korkacağımıza, tedbirimizi alsak en azından kendi yönümüzden kapasitemizi zorlasak? Eğer eşimizin bizi artık sevmediğinden şüpheleniyor veya acabalarla hayatımızı karartıyorsak, korkmakta haklıyız. Bu tip, olmayan bir şey için karamsar, şüpheci, itham edici olmak karşı tarafı bezdirir. Durmadan ona sizi sevip sevmediğini sormak, bıktırana kadar telefon etmek veya mesaj atmak, sonra da eve gelince, eksiklik duyduğunuz konularda onu sorgulamak veya dırdır yapmak yahut habire suçlamak&#8230;</p>
<p>Bence burada bir duralım ve düşünelim. Bu yaptığımız bizi nereye götürür, evliliğimizi ne kadar sarsar? Biraz empati yapalım yani karşı tarafın yerine kendimizi koyalım. Acaba eşimiz ne yaparsa, biz onu artık sevmemeye başlarız? Bıkkınlık hissine nasıl kapılırız? Bizi ne bunaltır? Aşırı sevgi, aşırı beklenti, aşırı baskı, kıskançlık, gereksiz dırdır veya öfkeli lüzumsuz çıkışlar, ağlama nöbetleri vs. bıktırır, sıkar. Evet, böyle devam ederseniz korkmakta haklısınız.</p>
<p>İşin fenası, bütün bunlar, bir de eşleri birbirinden ayrı yatmaya veya flörtü, seksi azaltmaya başlarsa işte şimdi, cidden korkmakta haklısınız. Ne yazık ki biri diğerini derken, kendinizi ciddi sorunlarla sarılmış bulursunuz.</p>
<p>Aynen vücuttaki bir kesik gibi zamanında ilaç, merhem vs. koymazsanız, mikroplar oradan kolayca içeri dalarlar. İhanete, aldatmaya, önce kafada ve düşüncemizde başlarız. Herkes bir dereceye kadar egoisttir. &#8220;Niye çekeyim?&#8221;, &#8220;Yeter artık!&#8221; &#8220;Bıktım, usandım,&#8221; diyen kendini başka dünyalara bakarken bulur. Ne oluyor demeden de, sonradan pişman olacağı ilişkiler içine bile girer. Cidden korkmakta haklısınız. Eşiniz siz anlamadan derdine çare bulmaya başlamış veya muhtemelen başlatılmıştır. &#8220;Zararın neresinden dönülse kâr,&#8221; deyip onu geri kazanmayı deneyebilirsiniz. Psikolojik destek, evlilik terapisti, iplerin nerede gevşediğini, kopartmadan nasıl tamir edebileceğinizi size buldurtacak, sizi geriye sararak nerede, ne zaman, nasıl buralara geldiğinizin muhasebesini yaptıracaktır.</p>
<p>Tabii burada bir alternatif de hâlâ akıllanmayıp efelenmek, ne hakla, bu bana nasıl yapılır demek, evi terk etmeye kalkmak, yardım alacağına işi bildik yöntemlerle halletmeye çalışmak da vardır. Netice? Ya devam ya tamam!<br />
Karar sizin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/selin-ozkok-karacehennem/evlilik-korkusu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hadi dersin başına</title>
		<link>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/drsabri-yurdakul/hadi-dersin-basina/</link>
		<comments>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/drsabri-yurdakul/hadi-dersin-basina/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 13:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>meltem</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dr.Sabri Yurdakul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.etilife.com/?p=2439</guid>
		<description><![CDATA[Bu sözü duyupta tüyleri diken diken olmayacak bir büyük tanımıyorum. Ben dahil. Peki bu sözü duyunca tüylerimiz diken diken oluyorda neden çocuklarımıza sürekli söylüyoruz. İşe yaramadığını bile bile onlarla aramızı kötü ediyoruz. Nostaljik bir tarafı varda küçüklüğümüzü hatırlıyoruz desem o da değil peki neden bunu sürekli söylüyoruz.
Annem beni ne zaman görse “hadi dersin başına “ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sözü duyupta tüyleri diken diken olmayacak bir büyük tanımıyorum. Ben dahil. Peki bu sözü duyunca tüylerimiz diken diken oluyorda neden çocuklarımıza sürekli söylüyoruz. İşe yaramadığını bile bile onlarla aramızı kötü ediyoruz. Nostaljik bir tarafı varda küçüklüğümüzü hatırlıyoruz desem o da değil peki neden bunu sürekli söylüyoruz.</p>
<p>Annem beni ne zaman görse “hadi dersin başına “ diyor bıktım artık bende ona inat çalışmıyorum diyen gençler, bunu ailelerine anlatamadıkları için ya çalışıyor gibi yapmakta yada peki diyerek bildiklerini okumaktadır. Bu sözü söylemek zorunda kalmadığımız gençler zaten başarıyı alıp gitmekte değil onlara” hadi ders çalış demek” , yerine “yeter artık yat bu kadar çalışma “ deme ihtiyacı duymaktayız.</p>
<p>Anababalara bunu anlattığımızda “ ne yapayım ben demesem oturmuyor diyerek kendisini savunmakta ama bunu söyledikçe onlarında bir türlü kendi sorumluluğunu almadıklarını görememektedir. Üzülmekte, çaresiz kalmakta, ödül vaat etmekte, tehdit etmekte ama gene de dersin başına oturtamamaktadır.</p>
<p>Anababaların bu çaresizliğini yenmenin en iyi yolu elimize kitabımızı, dergimizi alıp onun yanına oturmak ve onu yalnız bırakmamaktır.</p>
<p>O içerde ders çalışmak için kıvranırken en sevdiği diziyi, sesini sonuna kadar açarak seyretmek, sonra da ona “ hadi dersin başına “ demek hiç gerçekçi olmadığı gibi bir işe de yaramayacaktır. bunun yerine onun yanına oturup birlikte olmak, arada sohbet etmek, bir iki laf etmek onu sürekli uyarmaktan çok daha fazla işe yarayacaktır. Denemekte fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.etilife.com/kose-yazarlari/drsabri-yurdakul/hadi-dersin-basina/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

