Categorized | Aktüel, Röportaj

‘Hayatta hiç bir şey tesadüf değil diye düşünenlerdenim’

‘Aboneyim abone, biletleri cebimde… Sizi bilmem ama 90’larda bu şarkıyı söylemeyen pek yoktu sanırım… Yonca Evcimik’le 90’lar, hayvan hakları ve geleceğe dair planları üzerine konuştuk… İşte size Yoncimik…

Bizler sizi yıllardır, TV ekranlarından,  albümlerinizden ve severek yer aldığınız sosyal sorumluluk projelerinden çok iyi tanıyoruz, biliyoruz. Yıllardır çizginizi bozmadan şöhret yaşamınıza devam ediyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Her şeyden önce teşekkür ederim. Bu aslında biraz karakterinizle, duruma bakış açınızla da ilgili. Konservatuar mezunuyum ilkokuldan sonra direk konservatuara girdim. Dolayısıyla ilk önce okulunda harmanlanarak gerçekten değerli hocalar ile çalışarak arkasından da benim için konservatuar eğitimi gibi olan şan tiyatrosu, deve kuşu kabare gibi 2 tane ayrı konservatuarı bitirerek bu sektörde yerimi aldım. 90’lar da müzisyen Yonca Evcimik olarak tanındım. Buralara aslında kolay gelmedim. Önemli olan bu noktaya gelmekten öte bulunduğunuz noktayı taşıyabilmek ve aynı çizgide gidebilme konu koruya bilmek bence çok daha önemli ve zor. Bu da belirli özverilerle oluyor. Duruşunuz çok önemli ve beni çocuklar çok sevdiği için, onlara rol model olduğum için biraz daha yaptıklarıma, duruşuma, söylediklerime dikkat etmek önem göstermek zorundayım. Aslında böyle bir zorunluluğumuz yok onun için karakter meselesi dedim yani bu benim kararım ve düşüncemdir. Her zaman yeni bir şeyler yapmak için çabalıyorum. Türkiye için, içinde bulunduğum sektör için yenilik katabileceksem bir şeyler yapıyorum yoksa yapmamayı tercih ediyorum. Bunun içinde taşın altına elinizi sokuyor olmanız cesaret gerektiriyor. Benim için bu güne kadar yaptıklarımın kalıcı olması, unutulmamak şahane bir duygu ama bütün bunları yaparken trend kaybettiğinizde oluyor çünkü sizi izleyenlerin ve dinleyenlerin henüz hazır olmadığı şeyler de yapmış oluyorsunuz ara sıra ama önemli olan geriye dönüp baktığınızda tüm bunların unutulmamış olması, duruşunuzu ve çizginizi hiç bozmadan hala var olabilmek en önemlisi bence.

Nerde doğdunuz? Nerede büyüdünüz? Çocukluğunuza dair bir anınızdan bahseder misiniz?
İstanbul’da Kalamış, Fenerbahçe’de doğdum ve büyüdüm. Annem hala benim doğup büyüdüğüm evde oturuyor. Şimdi doğup büyüdüğüm evin iki sokak aşağısında oturuyorum. Özgürlüğüme çok düşkün ve yaramaz bir çocukmuşum ve annem erkek doğuracağını düşünüyormuş, ben doğunca da çok şaşırmış, ama 4-5 yaşına kadar hiç erkek çocuğunu aratmamışım. Sokaklarda futbol oynardım, misket oynardım, ağaca çıkardım. Hatta 2,5 yaşına bebeğimin elbisesini ütülemek isterken evi bile yakmışım. Yine ablam ve babaannem mutfakta yemek yaparlarken üzerlerine kapıyı kilitleyip evin aşağısındaki parka kaçmışım.

Müzik hayatınız nasıl başladı? Nasıl devam etti? Tesadüfler üzerine kurulu yoksa planlanan ve istenilen bir iş miydi?

Hayatta hiçbir şey tesadüf değil diye düşünenlerdenim. Yaş ilerledikçe şunu anladım ki kariyer planlamamı bile 2,5 – 3 yaşlarında yapmaya başlamışım. Çünkü hayatta attığın her adımı hayal ediyorum, olmuş gibi yaşıyorum. Bugünler de çok popüler olan ‘Kuantum Olumlaması, Secret’ gibi kitaplardaki yazılanları zaten doğduğumdan beri olmuş gibi imgeleyip, farkında olmadan hayata geçiriyordum. İlkokul öncesi kendi kendime tiyatro oyunları yazıp, mahallede ki çocuklar ile anne, babalarımıza sunuyorduk. lkokul ile beraber klasik bale eğitimine başladım. Hemen sonrasında konservatuar’a girdim. Tiyatro ve müzikallerde çalışmaya başladım. 1979 senesinde 7 Kocalı Hürmüz ile beraber Şan Tiyatrosu başladı. 1980’de Deve Kuşu Kabaresi’nde yer aldım. 1988 – 1989 döneminde Gülhane etkinliklerinde hem sunucu hem show girl olarak dans edip sunum yaptım. 1990’da ilk albümüm olan Abone’ yi çıkardım. Müzikle tanışmam aslında aboneden çok önce konservatuar yıllarında oldu.5’i 1 Yerde’yi yaparken anladım ki 90’lar çok kıymetli, hala bugüne baktığımız zaman bile yine 90’lar çok popüler ve o dönemde her şarkının bir duygusu varmış, her şey daha çok kaliteliymiş.

Müziğin yanı sıra dizi, tiyatro, sinema projelerinde de yer aldınız ve her zamanki gibi çok başarılı oldunuz. Tekrar sizi yeni dönemde dizi ya da tiyatro, sinema projelerinde görebilecek miyiz?
Televizyondan yeni teklifler geliyor ama Çılgın Bediş’ten sonra çok içime sinen bir şey olmadı ve yer almadım iyi ki de yer almamışım çünkü yapılan sitcom ve komedi dizileri çok da başarılı olamadı. Her an her şey olabilir, yaparım yapmam diye bir şey yüklemiyorum. Yarın bir projeyle karşılaşırım beğene de bilirim. Eylül ayında okulların açılmasıyla birlikte Kral Yolu isimli Türkiye’nin ilk animasyonlu çocuk sinema filmi projesinde yer aldığım sinema gösterime girecek. Müzik ile ilgili de en son arşiv niteliği taşıyan 5’i 1 Yerde’yi yaptık. Şimdi de üzerinde çalıştığımız bir singıl var beklide 10 gün içinde çıkacak ve bu yaz dinleye bileceksiniz. Müziğe ara vermiş gibi gözüksem de aslında değil. Hayvan hakları projemiz benim için çok çok önemli çünkü orda bir can söz konusu bu nedenle tüm işlerimi rafa kaldırmıştım şimdi tekrar sevenlerimin keyifle dinleye bileceği projelerimi yapmaya devam ediyorum.

90’lara damgasını vuran ve unutulmayan şarkılarınızı bir araya getirerek bir arşiv çalışması dediğimiz 5’i 1 Yerde albümünüzün oluşmasına nasıl karar verdiniz? Albüm nasıl gidiyor?
Başbakanımız bizi hayvan haklarıyla ilgili toplantıya çağırdığında, albümümüzü yapıyordum ama o toplantı gerçekleşince sosyal sorumluluk projemiz gündeme geldi ve albümü rafa koymuştum. Albümü yapmak istememdeki sebep o dönemlere ait albümlerimin bulunamaması ve 90’lara ait müziklerin tekrar gündeme gelmesi ve internet sitelerinde bir klasik olan abone albümümün hala satılıyor olması nedeniyle ve fanlarımın albümü çok istemesi üzerine bu albümümüzü hayata geçirdik. İyi ki de yapmışım çok memnunum.

Yonca Evcimik resmi web sitenizde, Einstein sözü olan: ‘Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikededir.’ güzel bir mesaj bulunuyor. Çevreye ve doğaya sevgisi, saygısı olan bir insansınız bu konuda sizin mesajınız nedir?

Aynı anda insanlar ve hayvanlar olarak dünyaya geldik ve hiç birimizin birbirimizden daha üstünlüğü yok diye düşünüyorum. Kimi zaman bu düşüncelerimden dolayı eleştirilebiliyorum ama ben bütün canlıların aynı eşit haklarda, hak ettikleri şekilde yaşamaları gerektiğini düşünüyorum.  Bu sebepten dolayı ‘Var Olmak Haktır’  adlı projemizin öncüsü oldum. Hatta bazen söyle düşünüyorum bulunduğum bu konuma gelmemin sebebini şuna bağlıyorum, istediğim zaman büyük kitlelere ulaşabilmem, TV kanalları ve gazeteler aracılığı ile istediğim mesajları verebilecek konuma hayvanlara faydam olabilsin diye geldiğimi düşünüyorum. Bu konuda çok hassasım eskiden insanlar açlıklarını sadece doyurabilmek için avlanıyorlarmış ve halada öle ormandaki hayvan da, Aborjinler de sadece açlık hissettikleri zaman avladığı hayvandan binlerce kez özür diledikten sonra canını alıyor ve karnını doyuruyor. Bizler de en azından yasa değişiklikleri ile ve farkındalık yaratarak hayvanların daha çok hak ettikleri şekilde yaşamalarını sağlaya bilirsek ne mutlu bana.

Başbakan da hayvanlara duyarlı mı? Seviyor mu?
Başbakanımızın torununun bir köpeği varmış. Kendisi de küçük yaşlarında çok haşir neşirmiş. Ama bir yerden sonra hayatın içine dalınca kopuyorsunuz tabii ki ve biz toplantımız esnasında hayvanların başına gelenleri, barınakların durumunu, resimlerle de gösterip anlattığımız zaman muazzam bir vicdan duygusu olduğunu ve gözlerinin yaşardığını gördüm. Kendisi de ‘bu konuda ne yapılması gerekiyorsa yapılsın’ dediğine bizzat şahit oldum.

Türler arası dayanışma “Var olmak haktır”  isimli sizin önderliğinizde ilerleyen bu güzel ve anlamlı projeniz nasıl gidiyor ?  Hayvan haklarının iyileştirilmesine yönelik neler yapıldı?
15 Mart 2011 tarihinde başlanılan projenin basılı malzemeler ve TV spotlarda yer alacak fotoğraf ve video kayıt çalışmaları, ülkemizde rol model siyasetçi, sanatçı ve iş adamlarının katılımı sağlanarak yapılmıştır. Sosyal sorumluluk projemiz üzerinde 1 senedir çalışıyoruz ve 39 belediye’nın 26 sı ile ortak bir çalışma yürüttük, hayvanların su ihtiyaçlarını giderebilmek için bütün belediyeler parklara ve bahçelere şehir suyunun bağlandığı düzenek ayarlandı. Şimdiye kadar 12 bin çocuğa yüz yüze ulaştık ve onlarla farkındalık çalışması yaptık, merhamet duygusunu aşıladık. Sokaktaki hayvanlarla nasıl iletişim kurabileceklerini öğrettik. Ciddi anlamda çok işe yaradığını fark ettim çünkü biz ne kadar göz önünde olup önderlik edersek o kadar çok farkındalık artıyor. Hayvanlarımız süs değil,  Allah’ın sessiz kulları ve onlara yardım etmemiz lazım. Hayvanlara şiddette ceza yasamız, ‘Kabahat Yasası’ndan Ceza Kanunu’na geçti. 2 yıla kadar çıktı ama bu da para cezası ile karşılanabiliniyor. Bunun için bizler ceza hapsi 2 yıldan başlasın istiyoruz, çünkü hayvanlara işkence yapan, tecavüz eden insanlar toplum içinde yaşayan potansiyel sapık, katil, suçlu ve hastalar onların bilinmesini ve insanlarla iç içe yaşamalarını önlemek istiyoruz. Dünyada da kanıtlandı ki çocuk yaşta hayvana şiddet gösteren çocuklar büyüdüklerinde seri katil ve tecavüz suçluları oluyorlar. O yüzden bu ciddi durum için bilinçlenip farkına varmamız gerekiyor. Yasalarımızın cezalar ile ağırlaştırılması gerekiyor. Ve bu soruna bir hayvan meselesi değil toplum meselesi olarak bakılması lazım.

Son olarak dağıtım yaptığımız bölgede Etiler, Ulus, Bebek bölgesinde nerelere gelirsiniz? Okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Etiler ve Bebek de oturan arkadaşlarım var bu sebepten çok sık geliyorum. Sevdiğim mekânlar da bu bölgede mesela Bebek’de Luca’ya, Etilerde Big Chef ve Mado’a sık sık uğrarım. Öncelikle belediyelere seslenmek isterim, bu bölgede yaşayan kedi ve köpeklerimiz, kuşlarımız da var. Belediyeler tarafından park ve bahçelere onlar için gerekli şehir suyuna bağlanabilinecek aletlerden konulmasını rica ediyorum. Etiler, Levent, Bebek, Ulus bu bölgeye aslında İstanbul’un varlıklı kesimin oturduğu bölge diye biliriz, bu bölgenin insanlarının duyarlı olduğuna inanıyorum ve onlardan bu sıcak yaz aylarında kapılarının önlerine bir kap yemek ve bir kap su koymalarını rica ediyorum.  Herkese çok teşekkür ederim.

Röportaj: Dilek Gündoğan

Leave a Reply

Mart 2013 Sayısı – Çevir Oku

Facebook’ta Bizi Bulun